29 Kasım 2019 Cuma

Kuru ciltlerde parazit riski

Türk Dermatoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Karaoğlu, deri kuruluğundan yakınan insanların, yüzlerinde "demodex" adıyla bilinen parazitler olabileceğini söyledi.

Karaoğlu, yaptığı açıklamada, dermatoloji polikliniklerine, cilt kuruluğu olup yağlı kremler sürdükleri halde bu şikayetlerini gideremeyen hastaların başvurduğunu söyledi. Bu tarz şikayeti olan hastaların muayenelerinde cilt tiplerini sıklıkla yağlı cilt olarak belirlediklerini ifade eden Karaoğlu, "Deriye temas edildiğinde kuruluk ve dokunma ile çok ince, rende gibi pütürlü bir his alınır. Aslında deri tipi kuru değildir, yağ bezleri içeren bir cilttir ama bu duruma neden olan, derinin nemsizliğidir. Bu tarz ciltlerde, deri yüzeyinde mikroskobik bir inceleme yapıldığında çoğu kez bol miktarda 'demodex' dediğimiz parazitler saptanır." dedi.


Karaoğlu, demodex denilen parazitlerin kıl-yağ bezi ünitesinde yaşayan, iğsi görünümlü bir parazit olduğu ifade ederek, bu parazitlerin, özellikle yağ bezlerinin çok olduğu alın, yanak ve burun bölgesinde olduğunu söyledi.Bebeklik dönemi hariç her yaş grubunda görülebilen, yaşla birlikte sayıları da artan demodex parazitlerinin, erişkinlerde deri florasının bir üyesi haline geldiğini anlatan Karaoğlu, şöyle konuştu:


"Çocukluk döneminde cildin 'sebum' adı verilen yağ bezlerinin meydana getirdiği salgıyı salgılaması düşük olduğundan parazitin üremesi zordur. Yaşla birlikte cildinde yağ bezi olanlarda sebum üretimi artacağından, parazitin üremesi de kolaylaşır."Bağışıklık sistemindeki düşüklük parazit artışına neden oluyorDr. Sema Karaoğlu, bağışıklık sisteminin düşmesinin de parazitin sayısında artışa neden olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:


"Demodex'in, deride sebum seviyeleri arttığında veya bağışıklık düştüğü zaman kıl kökünde sayıları artar veya cilt dokusunda hücre içine girerlerse klinik bulgular gelişir. Yüzde kızarıklık, yağ bezlerinin daha çok olduğu alın yanak burun gibi yerlerde sivilce gibi kabartılar, ağız çevresinde kabartılar şeklinde olabileceği gibi bazen sadece kuruluk ve kaşıntı ile de kendini gösterebilir. Özellikle kuruluk ve kaşıntı durumunda hastalar kendi başlarına sürekli nemlendirme, yağlı kremler sürme gibi yolları seçerler ancak bir çözüme ulaşamazlar.


Bu durum hem tedaviyi geciktirmekte hem de ekonomik olarak gereksiz harcamaya yol açmaktadır. Sadece cilt tipinden dolayı, cilt kuruluğu gibi düşünülen bir durum paraziter bir cilt hastalığı olabilir. Doğru nemlendirici kullanımına bir dermatoloğun karar vermesinin önemi de ortaya çıkar. Her nemsiz cilt, kuru cilt tipi değildir. Yağlı ciltler de nemsiz olabilir. O nedenle bu tarz durumlarda su bazlı nemlendiriciler kullanılmalıdır."


981d837f88894999947c8f47886ec8a0

Cildi temizleyen 4 maske

Sağlıklı bir cildin ön şartı derinlemesine temizliktir. Cildinizi temizlemede yardım olacak doğal maske tariflerini sizin için paylaştık. İşte cildi temizleyen 4 maske...

Çilek maskesi

Çilek maskesi için malzemeler: 4 adet ezilmiş çilek, 2 tatlı kaşığı bal. Çilek maskesini, temizlenmiş bir cilde uygulayınız. Bu karışımı 20 dakika boyunca maskeyi yüzünüzde bekletebilirsiniz.

Gül toniği

Hassas ve alerjik cilt yapılarına uyum sağlayan gül toniği, cilt kızarıklarının gidirilmesine yardımcı olur. Gül toniği, yüz ve boyun çevresine de uygulanabilir. Gül toniği için malzemeler: 1 su bardağı maden suyu, 1 çay bardağı limon suyu, 1.5 su bardağı gül suyu ve gül yaprakları. Cam şişe içerisinde malzemeleri hazırlayınız. Hazırladığınız toniği, temizlenmiş bir cilde uygulayınız.

Esmer şeker ile peeling etkisi yaratın

Esmer şekerin tanecikli yapısı, cilt dokusunu arındırır. Esmer şeker ile yapılan peeling uygulaması, cilt dokusuna yumuşaklık kazandırır.Esmer şekerli peeling malzemeleri: 2 tatlı kaşığı toz esmer şeker, 1 tatlı kaşığı Türk kahvesi,1 tatlı kaşığı vanilya özütünü karıştırın ve cildinize uygulayın.

Taze arı poleni maskesi

Arı poleni, besin takviyesi olarak bilinir. Arı poleninin içerisinde yer alan H vitamini cilt dokusunu gençleştirir. Bu maske, gençlik anahtarı olarak da anılır.Taze arı poleni maskesi için malzemeler: 2 tatlı kaşığı taze dövülmüş arı poleni ve 1 tatlı kaşığı çiçek balı Temizlenmiş cildinize uyguladığınız maskeyi, 1 saat kadar bekletebilirsiniz.

f092a8cfab984a1e8564615d772c2086

27 Kasım 2019 Çarşamba

Çocuklarda büyüme ağrıları ilaçsız nasıl geçer?

Çocuklarda pek çok nedenden dolayı ağrılar ortaya çıkabilir. Dr. Ebru Gözer ve Dr. Ayşe Sokullu, ağrıların çocukların gelişiminde önemli olduğunu söylüyor ve ağrılarla ilaçsız başa çıkma yöntemlerini anlatıyor.

Büyümekte olan çocuklar günlük hayatlarında karşılaştıkları ağrılara karşı etkili savunma metotları geliştirebilirler. Tekrarlayan ve kronik ağrıların yaşam boyu süren fizyolojik ve psikolojik sorunlara yol açabildiğini söyleyen Dr. Ebru Gözer ve Dr. Ayşe Sokullu, "Bu nedenle ağrıyı değerlendirmede ilk basamak, altta yatan sorunu eksiksizce saptamak ve onu ortadan kaldırmaktır" dedi.

Büyüme ağrıları geceleri görülüyor

Büyüme ağrılarının özellikle 3-10 yaş arasında geceleri görüldüğünü belirten Dr. Ebru Gözer ve Dr. Ayşe Sokullu, "Çocukların günlük aktivitesinde herhangi bir aksaklık olmaz, daha çok akşamüzeri ve gece yatınca başlayan, genellikle dizle ayak bileği arasında bölgede gösterilen ve masajlardan fayda gören ağrılardır. Ertesi gün aktivite yine normal devam eder. Hızlı büyüme ve aşırı aktivite dönemlerinde görülür. Çocuğun yaş ve gelişimi ile orantılı olarak en sık karşılaşılan ağrılar; tekrarlayan karın ağrıları, baş ağrısı, ekstremite ağrılarıdır" açıklamasında bulundu.

Büyüme ağrıları romatizmal ağrılar ile karıştırılmamalı

Büyüme ağrıları ile romatizmal ağrıları ayırt etmeyi sağlayan en önemli özelliğin çocukta aktivitenin devamlılığı olduğunu vurgulayan Dr. Ebru Gözer ve Dr. Ayşe Sokullu, "Büyüme ağrısı olan çocukta ağrıya rağmen ve gündüzleri hareket kısıtlı değildir. Eklemler serbest, masajlar ise rahatlatıcıdır. Diğer taraftan romatizmal ağrılarda eklem ya da uzuv çok ağrılı, hareket kısıtlıdır. Dokunulması bile aşırı ağrı yaratabilir. Romatizmal ağrılarda sabah tutukluğu tipiktir. Çocuk hareket ettikçe açılabilir" dedi. Dr. Ebru Gözer ve Dr. Ayşe Sokullu,çocuğun yaş grubuna ve ağrının sebebine göre ilaçsız ağrı yönetim stratejilerini şöyle sıraladı:

0-12 ayda gaz, kolik, diğer karın ağrısı gibi sebeplerde okşama, kundaklama, sallama gibi duyusal yöntemler, emzik verme, ninni söyleme gibi teknikler işe yarar.

1 yaş üstü çocuklarda bedensel ağrı veya ağrılı işlemler sırasında ebeveynle yakın olma, oyuncaklarla oyalanma, dikkati başka yöne yönlendiren objeler işe yarayabilir.
Okul öncesinde sevdiği masal kahramanları ile özdeşleşme, ödüllendirme, güven objeleri kullanmak faydalı olur.

Okul çağında önceden bilgilendirme, işlem sırasında olumlu konuşma ve cesaretlendirmeler, nefes egzersizleri, ödüllendirme yöntemleri kullanılabilir.

Ergenlerde ise yapılacak işlem veya ağrılı durum hakkında detaylı bilgilendirme ve mümkünse yöntem seçimine katılma şansı verilmesi uygundur.

Özellikle gaz, sindirim bozukluğu, anksiyeteye bağlı ağrılar ve büyüme ağrılarında çocukla işbirliği, güven verme, masajlar ilaçlardan daha etkili olabilir.

Çocuklar her yaş döneminde ağrıya farklı tepki veriyor

Bebek ve çocuklarda ağrının algılanması ve ağrıya yanıt yaşa göre değişkenlik gösterir.

o 0-3 ay bebekler ağrıyı lokalize edemez ve refleks yanıt verir.
o 3-6 ay bebekler ağrıya üzüntülü ve kızgın yanıt verirler.
o 6-18 ayda ağrı lokalize edilir ve korkuyla karşılanır.
o 18-24 ayda bebekler acının anlamını bilir ve baş etme yolları bulabilir.
o 24-36 ayda ağrıyı tanımlar ve kaçınmak için önlemler alırlar.
o 36-60 ayda ağrıyı tanımlar ve değerlendirebilirler.
o 5-7 yaşta ağrı şiddetini seviyelendirebilirler.
o 7-10 yaşta çocuk niçin ve nasıl ağrıdığını anlatabilir.
o 11 yaş üzerinde nitelik bilgisi verirler.

22514928e71d46c1a6cdcdae470ac28c

Kilo almak hamile kalmayı engeller mi?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Emine Barın, kilo almanın hamilelik üzerindeki etkilerinden bahsederek, kilo almak hamile kalmayı önler mi, sorusunun cevabını açıkladı.

Op. Dr. Emine Barın, "Fazla kilo, yumurtalık fonksiyonlarına ve yumurtlamaya zarar vererek anne adayının gebe kalmasını engeller. Bu nedenle kadınlara doktor kontrolüyle kilo verip gebe kalmalarını öneriyoruz" dedi.

Anne olmaya hazırlanan kadınların hamilelik öncesi birtakım testlerden geçmesi gerektiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Emine Barın, "Bu testleri başta rahim ağzı kanser tarama testi, ardından birtakım vitamin eksiklikleri testleri, kansızlık, D vitamini, B12 vitamini, tiroit ve karaciğer fonksiyonu testleri, idrar tahlilleri ve kan tahlilleri oluşturuyor. Bu testlerin sonuçlarına bakarak anne adayında bir vitamin eksikliği, kansızlık var mı bunları araştırıyoruz. Gebe kaldığında problem olabilecek hastalıkları önceden tespit etmek istiyoruz" diye konuştu.

''Anne adayı kilo verip gebe kalmalı''

Fazla kilonun anne olmak isteyen kadınlar üzerinde olumsuz birtakım sonuçlara neden olabileceğini ifade eden Op. Dr. Emine Barın, "Anne adayının obezite ya da çok aşırı kilosu varsa bu onun gebe kalmasını engelleyebilir. Çok zayıf ya da kilolu kişilerin gebe kalması zordur. Kilo, yumurtalık fonksiyonlarını ve yumurtlamayı engelleyerek kişinin gebe kalmasını engelleyebilir. Anne adayının doktor kontrolü altında kilo verip gebe kalmasını istiyoruz ki; gebe kaldıklarında hipertansiyon ve diyabetle ilişkili birtakım sorunlarla karşılaşmasınlar" ifadelerini kullandı.

''Folik asit takviyesine 3 ay önce başlanmalı''

Anne adayının hamile kalmadan 3 ay önce folik asit takviyesine başlaması gerektiğini belirten Op. Dr. Barın, "Bu vitamini anneden çok bebek için veriyoruz. Folik asit eksikliği bebekte doğuştan bel omurgasının açık olarak doğmasına neden oluyor. Bu bebeklerde ilerleyen dönemlerde yürüme ve işeme sorunlarına yol açabilir. Bunu önlemek için anne adayına folik asit takviyesi veriyoruz" dedi.

''Yumurta rezervini korumak önemli''

Kadınların hamile kalması önünde en büyük engelin yumurta rezervindeki düşüklükler olduğunu anlatan Op. Dr. Barın, şöyle devam etti:

"Anne adayının hamile kalmasının önündeki en büyük engeller, enfeksiyonlar, yumurtlama bozuklukları, yumurta rezervinin doğuştan az olması gibi sebeplerdir. Çocuğu olmayan çiftlerin yaklaşık yüzde 25 ila 30'unda açıklanamayan nedenler var. Tabi en azından biz birtakım önlemler alarak bu nedenleri en aza indirmek istiyoruz.

Gebe kalmadan önce özellikle hasta kiloluysa, adet düzensizliği varsa bu kişilerin öncelikle sorunu erken dönemde çözüp tedaviye başlamalarını öneriyoruz. 35 yaşın üzerinde yeni evlenmiş bir hastamızın çocuk isteği ve adet düzensizliği varsa evlenir evlenmez doktora başvurması gerekiyor. Ama hastamız örneğin 25 yaşında ise adetleri düzenli gidiyor ve herhangi bir problemi yoksa çocuk kararı verir vermez bize gelmesi yeterli olacaktır. Zaten sağlıklı bir kadında testleri istedikten sonra her şey yolundaysa gerekli vitamin takviyelerini de verdikten sonra biz yaklaşık bir yıl bekleriz.Bir yılın sonunda eğer çocuk olmuyorsa o zaman gerekli tedavilere başlarız."

79d72a7247c24491acd70f47c0bfbd63

Kadın beyni ve erkek beyni arasındaki 12 fark

Bilimsel pek çok araştırma kadın ve erkek beyninin farklı çalıştığını kanıtlar nitelikte. Peki kadın ve erkek beyni birbirinden nasıl ayrılıyor? İşte kadın beyni ve erkek beyni arasındaki 12 fark:

-Erkek amigdalası kadın amigladasından büyüktür.Amigdala:

Beynin duygularla ilişkili bölümü.-Kadınların hipokampüsü erkeklerinkinden büyüktür. Hipokampüs: Beynin öğrenme ve hatırlama ile ilgili kısmı.

-Bir kadın beyni her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlarken, erkek beyni sadece olayın, durumun ana hatlarını hatırlıyor.-Erkekler kadınlardan daha fazla seks düşünüyor. Erkeklerin zihinleri genellikle seksle ilgili konularla meşgulken, kadınlar için bu düşünce sıklığı yarı yarıya.-Kadınlar erkeklere göre daha konuşkanlardır. Bir gün içerisinde erkeklere göre 3 kat daha fazla kelime kullanıyorlar.


-Erkekler ve kadınlar mizahı farklı algılıyorlar. Kadınlar konuşmada mizahın ve dilin inceliklerini yaşarken, erkekler bir hikayenin olumlu, neşeli sonucuna odaklanıyorlar.-Kadınlar bir konuşmayı önsezi ve duygular ile algılarken, erkekler olaylara ve durumlara daha mantıksal yaklaşıyorlar.


-Sarılmak erkeklerde ve kadınlarda farklı etki yaratıyor. 20 saniyelik sarılmanın kendine güvenini ve genel mutluluğunu iyileştirmesiyle bir kadını rahat hissetme olasılığı daha yüksek oluyor.-Kadınlar günlük hayatlarında erkeklerden daha fazla organize ve düzenli olabiliyorlar.-Bir kadın ve bir erkeğin beyin yaşı karşılaştırıldığında, erkek beyni kadın beyninden çok daha hızlı küçülüyor.


55b9356a852b4f15888c981339bd1bb6

Bahar temizliği için pratik ve etkili yöntemler

Baharın gelmesiyle birlikte dip köşe temizlikleri başladı. Temizlenmesi zor ve bakterinin en yoğun olduğu bölge ise banyolar. Banyonuzdaki bakterileri ve evinizdeki eşyaların daha temiz ve hijyenik olmasını istiyorsanız aşağıda vermiş olduğumuz önerilere göz atabilirsiniz.

Banyo aynası

Banyo aynanızdaki ve duşa kabindeki su lekelerinden şikayetçiyseniz birazdan vereceğimiz öneriyi deneyebilirsiniz. Üç sallama çayı suda beklettikten sonra sprey şişesine boşaltın ve aynanıza sıkın.Aynayı gazete ile silin. Aynanızın pırıl pırıl olduğunu göreceksiniz.

Tuvalet

Kirli tuvaletinizi temizlerken sirke en iyi dostunuz olacak.Sifon haznesine sirke dökün. Klozet kapağına da sprey şişesiyle sirke sıkın. Tuvalet kağıdıyla silin. Sifonu çekin. Böylelikle bir taşla iki kuş vuracaksınız. Bakteri ve parazitler yok olacaklar.

Duş teknesi

Temizlemekten en nefret ettiğimiz şey duş teknesi. Temizlemesi hem uzun sürüyor hem de belimiz ağrıyor. Bu faydalı ipucuyla artık duş teknenizi rahatlıkla ve hızlıca temizleyeceksiniz. Sirke ve sıvı deterjanı karıştırın. Diş fırçasıyla istediğiniz bölgeye uygulayın. Sonuç karşısında şoke olacaksınız.

Tuvalet fırçası

Tuvalet fırçanız tuvaletinizi temizlerken sayısız bakteriye maruz kalıyor. Bu nedenle tuvalet fırçaları sıklıkla temizlenmeli. Yapacağınız tek şey tuvalet fırçasına çamaşır suyu dökmek. Sık sık yaparsanız tuvalet fırçanızda hiçbir bakteri barınmayacaktır.

Çamaşır makinesi

Çamaşır makinenizde çamaşır yıkadığınızda makinenin kapağının iç kısmında istenmeyen maddeler birikebilir. Saç telleri ve iplikler çamaşır makinenizde sorun ve arıza oluşmasına neden olabilir. Kolayca temizlemek için elektrikli süpürgenizin ucuna ince bir havlu kağıt koyun. Böylelikle ulaşılması zor yerlere kolayca ulaşacak ve düzgünce temizleyebileceksiniz.

17807725c6b54abc918ef787963ab839

Ön çapraz bağ yaralanmasında rehabilitasyon süreci

Günümüzde sporcuların yaşadığı en büyük sakatlıklardan bir tanesi ön çapraz bağ yaralanması. Başarılı bir cerrahi işlem kadar sonrasındaki süreçte sporcuları yoğun bir egzersiz ve rehabilitasyon dönemi beklediğine vurgu yapan Ortopedi Uzmanı Op. Dr. Osman Lapçın, bu dönem hakkında ise ciddi bir uyarıda bulundu.

Ortopedi Uzmanı Op. Dr. Osman Lapçın, sporcuların sıklıkla yaşadığı ön çapraz bağ sakatlığı üzerine farklı bir açıdan değerlendirmelerde bulundu. Lapçın, ön çapraz bağ yaralanmasında iyileşme sürecinin cerrahi işlem kadar sporcunun iyileşmek için verdiği çabanın da bu süreçte önemine vurgu yaptı.

"Ön çapraz bağ; uyluk kemiğinin altında baldırla bağlantıyı sağlayan diz ekleminde baldır kemiğinin öne doğru kaymasını önleyen dizin sıkılığını sağlayan bağlardan bir tanesi" şeklinde tanımlayan Osman Lapçın sabit ayak üzerinde ayağı içeri doğru döndürme manevrası yaparken bu yaralanmanın yaşanabileceğini belirtti. Hızlı bir hareket sonucunda çapraz bağ yaralanması yaşanabileceğinin altını çizen Lapçın, "Bunu önlemek için bacak adalelerinin güçlendirilmiş olması buna bir miktar engel olabiliyor. Kasları güçlendirici antrenmanlar ve eklemlerin esnekliğine yönelik antrenman yapan sporcularda ise bu sakatlık daha az görülecektir." dedi.

Rehabilitasyon süreci çok önemli

"Bir futbolcu için ön çapraz bağı yaralanması içinde bulunduğu sezonu kapattığı anlamına geliyor" şeklinde çok net bir açıklamada bulunan Osman Lapçın bu durumun sporcunun en erken 9 ay ila 1 yıldan önce takıma dönemeyeceğini işaret ediyor. Çapraz bağ sakatlığının talihsiz bir durum ve ağır bir yaralanma olduğunun altını çizen Ortopedi Uzmanı Op. Dr. Osman Lapçın, "Rehabilitasyon dönemi açısından da dikkate aldığımızda tedavisi uzun süren bir yaralanmadır. Tabi bu süre içerisinde bir takım aktiviteleri yapamadığımız için kas gücünde kayıplar olabiliyor. Bu sakatlığı yaşayan bir sporcu iyi bir rehabilitasyon sonucunda kariyerine kaldığı yerden devam edebilir. Böyle örnekler de spor tarihinde mevcut." İfadelerini kullandı.

"Travma vücudun sınırlarını zorladığı zaman da böyle bir sakatlık gelişebilir" diyen Osman Lapçın, "Son yıllarda futbolcular ameliyattan 6 ay sonra takımla birlikte antrenmanlara başlayabiliyordu ama günümüzde artık bu sürenin daha uzun tutulması gerektiği anlaşılmaktadır diye konuştu. Osman Lapçın sözlerine şöyle devam etti:

"Sporcuların daha uzun bir süre spordan uzak kalmaları, eklemin sınırlarını zorlamadan bir miktar daha egzersiz yaparak diz çevresini güçlendirmelerini bekleyebiliyoruz. Çünkü erken dönemde spora dönüldüğünde ön çapraz bağlarda tekrar yaralanmalar gerçekleşebiliyor. Sporcunun eski formuna kavuşmasından bahsediyorsak eğer günümüz şartlarında bu zaman 9 ay ila 1 yıla yakın sürecektir.

Futbolcularda son dönemde yaşanan sakatlanmalarla ilgili elde çok net bir veri olmadığını belirten Osman Lapçın, "Yalnız ülkemizde oynayan futbolcuların çok daha fazla sakatlandığını ve futbol hayatının büyük bir bölümünü sakat olarak geçirdiğine şimdiye kadar şahit olduk. Türkiye'de futbolcuların yaygın olarak spora ilk başladıkları kulüpte çok da iyi antrene edilmediklerini görüyoruz." açıklamasında bulundu.

Antrenmanların yanlış olmasa bile antrenman disiplininde bir sıkıntı olduğuna özellikle vurgu yapan Lapçın şöyle devam etti: "Futbolcular kendilerinde Allah vergisi bir yetenek olduğunu düşünüyorlar. Sadece bu yeteneği konuşturarak biraz da moralle ve bir takım 'Haydi aslanım yaparsın, koşarsın' teşvikiyle yapabileceğini düşünüyor. Futbol bir spor branşıdır ve spor disiplin isteyen bir iştir. Yaşamın bütününü kapsaması gereken bir disiplindir. Bir futbolcunun sahadaki performansı; beslenmesi, antrenman disiplini, uyku düzeni, sosyal hayatı yani kısaca her şeyiyle ilgilidir. Spora bir sporcu gözüyle bakmak, bir sporcu gibi sosyal çevre oluşturmak, bir sporcu gibi beslenmekten geçer. Bunlar olmadığı zaman futbolcunun sakatlanması kaçınılmaz oluyor. Gayet zinde bir şekilde antrenman yapmaları gerekiyor. Bunu aksatmadan yapan sporcuların yıllardır sakatlanmadığına da görüyoruz.

Ameliyat sonrası dönemde futbolcuları yoğun bir egzersiz ve rehabilitasyon dönemi beklediğine vurgu yapan Lapçın, "Bu egzersizleri disiplinli ve başarılı bir şekilde atlattıktan sonra spora başarılı bir dönüş mümkün olabilmekte. Başarılı bir cerrahi işlem kadar sonrasında da iyi bir rehabilitasyon ve egzersiz yapılması ve sporcunun da buna inançlı bir şekilde iştirak ediyor olması lazım." diye konuştu.

eda118a2a7154f1bb6fa927cdedd6005

Yoğurt vajina için faydalı mı?

Pek çok kadın, vajinal maya mantarı enfeksiyonunu tedavi etmek için tablet, krem ya da fitil yerine yoğurt kullanıyor. Peki, evde yapılan bu tedavinin bilimsel bir alt yapısı var mı? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağlar Helvacıoğlu, mantar enfeksiyonu tedavisi için neden yoğurt kullanıldığı konusunda şu bilgileri verdi:

"İçerdiği Lactobacillus bakterisi nedeniyle yoğurt etkili bir ilaç olabilir. Yararlı bakteri türleri arasında bulunan bu bakteri, bağırsakları, idrar yollarını ve vajinayı tahriş etmez. Yararlı bakteri içeren yoğurdu kullanarak vajinada flora ve PH dengesini tekrar kurmanın mümkün olduğu düşünülmektedir. Lactobacillus Candida'yı öldüren hidrojen peroksit salgılayarak enfeksiyonu ortadan kaldırır.


İlaç kullanımının kısıtlı olduğu gebelik döneminde, vajinal enfeksiyonlarla mücadelede, içerdiği probiyotiklerden dolayı yoğurt kullanımına önem vermek gerekiyor. Sade yoğurt kullanın

Lactobacillus içeren ve doğal, tatlandırıcı bulunmayan sade yoğurt kullanılması etkili tedavi sağlayacaktır.Diğer yoğurt türlerinde şeker kullanılmış olması yüksek bir olasılıktır. Bu yoğurtları kullanmak enfeksiyonun ve belirtilerin kötüleşmesine yol açabilir çünkü şeker mantarın çoğalmasına neden olur.

Nasıl uygulanır?

Yoğurdu vajina içine uygulamak için parmaklarınızı kullanın.Kullanılmamış tampon aplikatörü içine yoğurt koyup, yoğurdu aplikatör yardımıyla vajina içine uygulayın.Serinleterek rahatlatması için kullanılmamış tampon aplikatörünü yoğurtla doldurup soğutun, daha sonra uygulayın.

Vajinanın doğal dengesi neden bozulur?

Hormonal değişikliklerAntibiyotiklerCinsel ilişkiParfümlü vücut ya da vajina temizleyici şampuanlarTamponların gereken sıklıkta değiştirilmemesiÇok dar iç çamaşırı giymekCinsel ilişki kimi zaman Candida'nın aşırı çoğalmasına yol açsa da bu cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon değildir.

Vajinal mantar enfeksiyonu belirtileri

Vajinada yanma ya da kaşıntı hissiKoyu, beyaz ve topak topak akıntı.

Ne zaman doktora görünmek gerekir?

Vajina mantarı enfeksiyonları sık rastlanan, tedavi edilebilir ve genellikle endişe edilmemesi gereken enfeksiyonlardır. İlk kez yaşandığında bu enfeksiyonu anlamak zor olabilir, bu nedenle profesyonel bir teşhis konulması zaruridir. Sık sık mantar enfeksiyonu yaşayan kişilere ya da tedaviye cevap vermeyen kişilere bir doktor tavsiyede bulunabilir. Ancak, sürekli ağrı veya başka belirtileri olan kişilerin cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından tarama yaptırması yararlı olacaktır. Cinsel olarak aktif olan herkesin cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı düzenli kontrol yaptırması çok önemlidir ve önerilir."

31dae35eeed4496fa91ee35c9c3c2aa9

25 Kasım 2019 Pazartesi

Çocuğunuzun inat etmesinin 8 nedeni

Çocuklarda en sık 2-6 yaş arasında ortaya çıkan ve ebeveynleri oldukça zorlayabilen 'inatlaşma' sanılanın aksine bir sorun değil, duygusal gelişim ile benlik algısı oluşumunun olağan bir parçası. Peki çocuklar hangi durumlarda inatlaşıyorlar? Psikolog Sena Sivri, çocukları inatlaşmaya iten 8 nedeni anlattı

Söz dinlemiyor, ağlıyor, bağırıyor, kendini yerden yere atıyor… "Hayır" ise onun en favori kelimesi... Çocuklarda en sık 2-6 yaş arasında ortaya çıkan ve ebeveynleri oldukça zorlayabilen 'inatlaşma' sanılanın aksine bir sorun değil, duygusal gelişim ile benlik algısı oluşumunun olağan bir parçası. Psikolog Sena Sivri engellenme hissi ortaya çıktığında çocuğun öfkelenmesinin ve kendi dediğini yaptırmaya çalışmasının onun gelişim sürecinin sağlıklı ilerlediğinin bir göstergesi olduğuna dikkat çekerek, "Çocuklar haz ilkesiyle hareket ederler, benmerkezci bir yapıları vardır ve hep kendi istedikleri olsun isterler.

Kurallar ve engellenmelerle karşılaştıklarında da bunları kabul etmek istemez, itiraz ederler. Bireysellik gelişimi için gereklidir bu inatlaşma hali ve aslında çocuğun 'ben de varım' deme şeklidir" diyor. Peki çocuklar hangi durumlarda inatlaşıyorlar? Psikolog Sena Sivri, çocukları inatlaşmaya iten 8 nedeni anlattı, ebeveyn olarak neler yapılması gerektiği konusunda önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Aşırı otoriter davranıyorsanız

Aşırı otoriter yetiştirme tarzına sahip ebeveynlerin çocuklarında bu otoriteye karşı inatlaşmanın çok daha yoğun görüldüğü yapılan araştırmalarda ortaya konmuş.
Ne yapmalı? Çocuklarda 2-6 yaş arasındaki inatçılığın gelişim sürecinin normal bir parçası olduğunu unutmayın ve reddedici, inatlaşmaya yönelik ya da cezalandırıcı tepkiler vermeyin.

Israrcı bir tutum sergiliyorsanız

Çocuğun 'hayır' dediğine, herhangi bir açıklama yapmadan ısrarcı olunması da inat etmesine neden olabiliyor. Bu dönemde bireyselliğini ispat etmeye çalışan ve sorgulayan çocuk için tek başına 'hayır' yanıtı alması engellenme duygusundan başka bir sonuca yol açmıyor.
Ne yapmalı? Neden ısrarcı olduğunuzu sakince açıklamalı, çocuğunuzun bu duruma dair başka soruları varsa yanıtlamalısınız.

Her istediği şeyde 'hayır' diyorsanız

Çocuğun her isteği şeyde 'hayır' cevabı ile karşılaşması da inatçılık sorununa neden olabilen bir başka önemli etken. "Çünkü çocukların en ihtiyaç duydukları şey kabullenme ve sevgi hissidir. Sürekli 'hayır' cevabı çocukta reddedilme ve engellenme duygularını uyandırdığı için inatçılığını pekiştirecektir' uyarısında bulunan Psikolog Sena Sivri sözlerine şöyle devam ediyor: "İster nedeni aşırı yoğunluk, isterse çocuğun taleplerinin o an gerçekleştirilemiyor olması olsun, isteklerinin tümünü reddetmeyin. Zaman, mekan ve şartları uygun hale getirerek isteklerini gerçekleştirmesine alan tanıyın. Gerçekten 'hayır' olanın neden 'hayır' olduğunu anlatın. Erteleme gereken durumlarda da bunu izah ederek yapın.

İlginize ihtiyaç duyuyorsa

Bazen çocuklar ebeveynlerinden ihtiyaçları olan ilgiyi alamadıklarında huysuzlaşıp, inatlaşarak bu ilgiyi almaya çalışabiliyorlar.
Ne yapmalı? Ne kadar yoğun olursanız olun, onunla etkili zaman geçirmeye özen gösterin. Dikkatinizi bozacak her şeyden uzaklaşarak sadece çocuğunuza zaman ayırın.

Evde kurallar net değilse

Bir gün izin verilen şeye ertesi gün 'hayır' denildiği durumlarda sorgulamaları arttığı ve kafaları karıştığı için çocuklar inatlaşmaya başlarlar.
Neler yapmalı? Kurallarınız net olmalı, çocuğunuz için anlamsız kalmamalı. Ne, ne zaman neden evet; ne, ne zaman, neden hayır bilgisini onun anlayacağı dilde anlatmanız çok önemli.

Ebeveynleri olarak farklı tutumlar sergiliyorsanız

Annenin 'evet' dediğine babanın 'hayır' demesi ya da babanın 'evet' dediğine annenin tam aksine olumsuz yaklaşması durumunda çocukların kafası karışıyor, bunun sonucunda inat edebiliyorlar.
Ne yapmalı? Ebeveyn olarak aynı çizgide hareket etmeye özen gösterin. Çocuğunuza karşı tutumunuz ve koyduğunuz kurallar aynı olmalı. Birinizin 'hayır' dediğine, diğeriniz asla 'evet' dememeli.

Hatalı ödüllendirme yoluna gidiyorsanız

İnatlaştığı bir konuda ebeveynin sözünü dinledi diye coşkulu onaylama ve ödüllendirmeler, sanılanın aksine inatlaşmayı pekiştiriyor. Çünkü çocuk her inatlaştığında ödüllendirileceğini öğreniyor. Ne yapmalı? Hatalı ödüllendirmeden kaçınmalısınız. Bu, çocuğunuzda "Sorun çıkarırsam istediğimi alırım" algısı oluşmaması için çok önemli.

Siz de inatçı bir kişiliğe sahipseniz
Çocuklar inatçılık konusunda ebeveynlerini rol model olarak alabiliyorlar. Anne babalarının aralarındaki iletişimi sürekli gözlemliyor ve onların birbiriyle iletişimini modelliyorlar.
Ne yapmalı? Anne baba olarak çocuğunuza iyi bir rol model olmalı, inatçı davranışlar sergilemekten kaçınmalısınız.

Ne zaman bir sorunun habercisi?

Çocuğunuzda inatçı tavırlar geliştiğinde onunla konuşmalı, gerekçelerini dinlenmeli ve ebeveynler olarak kendi gerekçelerinizi de onun anlayacağı bir dilde anlatmalısınız Peki, inatçılık çocuklarda ne zaman bir sorunun habercisi olabiliyor? Psikolog Sena Sivriinatçılığın ancak engellenme ve kuralla karşılaşma anları dışında da çok yoğun yaşandığı takdirde altında bir sorun yatabileceğine işaret ederek, "Çocuk kendisine, çevresine veya eşyalara zarar vermeye başlamışsa, sürekli küskün, kızgın ve öfkeli tavırlar gösteriyorsa, işte o zaman inatçılığın normal gelişim sürecinin bir parçası olmaktan çıkıp sorun haline dönüşmüş olduğundan bahsedebiliriz. Bu durumda bir uzmana başvurmak çok önemli" diyor.

Sizin İçin SeçtiklerimizVikings: Free Online GameBu oyun can sıkıntısını sonsuza kadar bitiriyor!Vikings: Free Online GameQuasar İstanbulQuasar İstanbul'da Türk Lirasına 50 Ay Faizsiz Ödeme Fırsatını Kaçırmayın!Quasar İstanbulDesert Order (Strateji Oyunu)Bir uçak seç ve bu Oyunu 2 Dakika oynaDesert Order (Strateji Oyunu)Taboola'danTaboola'dan 0b0769996a924bd2b91300b38d12942f

Hormonlu spiral nedir, ne işe yarar?

En çok tercih edilen doğum kontrol yöntemleri arasında yer alan hormonlu spiral ile istenmeyen bir hamileliği kolayca önleyebilirsiniz. Hormonlu spiral nedir kısaca hamileliği engelleyen, kadınlar tarafından kullanılan etkili bir araçtır. Hormonlu spiral nedir, ne işe yarar hakkında bilgi almak için sizler için derlediğimiz yazıya göz atabilirsiniz. İşte hormonlu spiral nedir, ne işe yarar cevabı..

Doğum kontrolünün çok önemli bir hale gelmesi ile birlikte doğum kontrol yöntemlerinde farklı kullanım şekilleri ortaya çıkmıştır. Doğum kontrol yöntemleri ile hamilelik oluşumunu istediğiniz süre boyunca engelleyebilir ya da erteleyebilirsiniz. Bunun için ise kadınların doğru doğum kontrol yöntemini tercih edebilmesi için Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı ile görüşmesi gereklidir. Her kadın için uygun bir doğum kontrol yöntemi seçilmesi oluşabilecek yan etkileri önlemek açısından önemlidir. Hormonlu spiral nedir merak edenler için, T şeklinde,2 ile 3 cm boyutlarında olan ve sperme takılarak hamileliği engelleyen bir araç olduğunu söylemek doğru olacaktır. Spiral kullanımı ile 5 sene boyunca hamilelikten korunmak mümkün olmaktadır.

Hormonlu spiral nedir, ne işe yarar hakkında tüm merak ettiklerinize yazımızın devamı ile ulaşabilir, bilgi alabilirsiniz.

Hormonlu spiral nedir?

Rahim içine yerleştirilerek spermlerin yumurtaya ulaşmasını ve döllenmesine engel olan hormonlu spiral, kadınlar tarafından tercih edilen bir doğum kontrol yöntemidir. Hormonlu spiral ile kadınlar 5 sene boyunca hamileliklerini engelleme ve erteleme şansına sahip olmaktadır. Bu süre içinde doktor ile görüşme yapılacak takılan spiralin çıkarılması da mümkündür.
Hormonlu spiral içinde yer alan progesteron hormonu ile rahim içine salınılır. Bu yöntem iğne ve hap biçiminde kullanılan diğer doğum kontrol yöntemlerine göre daha zararsız bir yöntemdir. Hormonlu spiral ne işe yarar, faydaları nelerdir öğrenmek için yazımızın devamına göz atabilirsiniz.

Hormonlu spiral'İn faydaları nelerdir?

Hormonlu spiral faydalarına baktığımızda diğer doğum kontrol yöntemlerine göre daha uzun koruma ve ek bir işlem gerektirmediği görülmektedir. Hormonlu spiralin belli başı faydaları arasında şunlar yer alır:

1- Adet sancılarını azaltır ve büyük oranda yok eder.

2- Hamilelikten korunma şansı çok daha yüksektir.

3- Adet kanamasının fazla olması nedeniyle demir eksikliği olan kişilerin spiral kullanması ile birlikte adet kanamasına azalma görülür.

4- 5 yıl boyunca hamileliği engeller ve geciktirir.

5- Dış gebeliği engeller.

Hangi spiral türü tercih edilmeli?

Spiral kullanımında iki farklı tür bulunur: Hormonlu spiral ve normal bakır spiral. Çoğu kişinin merak ettiği konulardan birisi hangi spiral türün tercih edilmesi gerektiğidir. Adet kanamalarını azaltması, ağrıları dindirmesi ve dış gebeliği engellemesi açısından hormonlu spirallerin kullanımı daha çok tavsiye edilir.

Hormonlu spiral nasıl takılır?

Hormonlu spiral faydalarından yararlanabilmek için doğru bir biçimde takılmasına dikkat edilmelidir. Spiralin yanlış takılması ya da sonrasında kayma olması halinde kişide çeşitli yan etkilere neden olabilmektedir.

Hormonlu spiral nasıl takılır öğrenmek isteyenler için gerekli bilgiler şunlar:

1- Hormonlu spiral adetin başlamasından 7 gün sonra, doktor tarafından yapılacak ufak bir müdahale ile takılır. İşlem yalnızca birkaç dakika sürer.
2- Hormonlu spiral takıldıktan sonra 1ile 3 aylık süreç içinde tekrardan kontrol edilmelidir. Bu kontrolden sonra ise yıllık kontrol yeterli olacaktır.

Hormonlu spiralin yan etkisi var mı?

Hormonlu spiral nedir merak edenlerin bilmesi gereken diğer bir konu ise hormonlu spiralin herhangi bir yan etkisi olup olmadığıdır. Hormonlu spiralin takılması sırasında hafif kanama, baş dönmesi i gibi sağlık sorunları gözlenebilir. Bunun dışında diğer bir yan etkisi de adet kanamasının azalması gösterilebilir. Hormonlu spiral diğer doğum kontrollerine göre oldukça az yan etkiye sahip olduğu için kullanılması tavsiye edilmektedir.

Hormonlu spirali kimler kullanmamalı?

-Hamile olan kişiler,
-Vajinal kanaması olan kişiler,
-Rahim ağzı ya da meme kanseri riski olan kişiler,
-Pelvik bölgesinde enfeksiyon olan ya da daha önce olmuş kişiler,
-Karaciğer hastası olan ya da karaciğer tümör riski olan kişiler,
-Hormonlu spiralden yayılan hormona karşı alerjisi olan kişilere hormonlu spiral kullanımı önerilmez.

02b3387621b542f18c37b2da504fbc0b

Plasentadan yaptıklarıyla para kazanıyor

27 yaşındaki kadın, yabancı insanların getirdiği plasentalardan hatıralar, kapsüller ve smoothieler yaparak para kazanıyor.

İngiltere'de Nicole Petrucco isimli kadın, göbek bağlarını sanatsal hatıralara dönüştürüyor. 27 yaşındaki kadın, Kim Kardashian gibi plasenta haplarını denedikten sonra plasentadan kendi tabletlerini, smoothielerini ve yüz kremlerini yapmaya başladı. Sonraları bunu bir işe dönüştürdü.  "Siz olsanız plasentanızı satar mıydınız?"

Groop'ta bugün herkes bunu tartışıyor!Sen de katıl :)

Metro'nun haberine göre Nicole, müşterilerinden gelen göbek bağlarını özel bir fırında kurutuyor, şekillendiriyor ve hatıralara dönüştürüyor."Siz olsanız plesentanızı satar mıydınız?"

Groop'ta bugün herkes bunu tartışıyor!Sen de katıl :)"Siz olsanız plesentanızı satar mıydınız?"Groop'ta bugün herkes bunu tartışıyor!Sen de katıl :)

Alternatif tıp hayranı olan Nicole 2010 yılında doğum koçluğu eğitimi aldı.O dönemde bir çocuk annesi olan kadın, yeni annelere destek olmaya başladı.İkinci çocuğuna hamileyken plasenta tüketmenin faydalarını öğrendikten sonra kendi plasentasını kapsüllere ve smoothielere dönüştürmeye karar verdi.

Groop'ta bugün herkes bunu tartışıyor!Sen de katıl :)"Siz olsanız plesentanızı satar mıydınız?"Groop'ta bugün herkes bunu tartışıyor!Sen de katıl :)

Doğumdan sonra 6-8 hafta boyunca her gün günde 3 kez plasenta ürünleri tükettiğini söyleyen Nicole, bu sayede kanamasının erken kesildiğini ve eski sağlığını daha hızlı kavuştuğunu iddia ediyor. "Siz olsanız plesentanızı satar mıydınız?"

Groop'ta bugün herkes bunu tartışıyor!Sen de katıl :)"Siz olsanız plesentanızı satar mıydınız?"Groop'ta bugün herkes bunu tartışıyor!Sen de katıl :)

Birkaç ay sonra başka anneler de Nicole'a gelip kendilerinin de yapmak istediğini söyleyince genç kadın bunun eğitimini almaya ve bir işe dönüştürmeye karar verdi.Şimdi haftada 2-3 plasenta alıyor ve kapsüllere dönüştürme için anne başı 150 pound (680 lira) kazanıyor."Siz olsanız plesentanızı satar mıydınız?"

Groop'ta bugün herkes bunu tartışıyor!Sen de katıl :)"Siz olsanız plesentanızı satar mıydınız?"Groop'ta bugün herkes bunu tartışıyor!Sen de katıl :)

Genç kadın yaptığı işi şöyle anlattı:"Hatıra olarak saklayabilirler veya çerçeveletebilirler. Birçok kadın bunun mide bulandırıcı olduğunu düşünüyor ancak bence çok duygusal ve özel bir şey."Duygu Bay / PembeNar

"Siz olsanız plesentanızı satar mıydınız?"Groop'ta bugün herkes bunu tartışıyor!Sen de katıl :)"Siz olsanız plesentanızı satar mıydınız?"Groop'ta bugün herkes bunu tartışıyor!Sen de katıl :)

920056daf1ab4b4ab81b9b56707599a5

Önemli olan TEOG değil aile ilişkileriniz

Yrd. Doç. Dr. Ş. Güliz Kolburan'dan TEOG'a girecek öğrencilere ve ailelere önemli uyarılar...

Sınavlara gereğinden fazla anlam yükleyerek, fizyolojik ve psikolojik olarak stres altında olan ergenler üzerinde sınav baskısı oluşturmanın çocukların ruh sağlığını olumsuz etkilediğine dikkat çeken İstanbul Aydın Üniversitesi Psikoloji Bölümü Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ş. Güliz Kolburan, bunun ailevi ilişkilerde de problemler oluşturabileceği uyarısında bulundu ve "TEOG gelip geçici, aile ilişkisi kalıcı" mesajını verdi.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından gerçekleştirilecek Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) ikinci dönem ortak sınavı, 26-27 Nisan tarihlerinde tüm ülke genelinde gerçekleştirilecek. 1 milyonu aşkın 8'inci sınıf öğrencisinin eğitim hayatını etkileyecek TEOG sınavı öncesinde ailelerin tutumu ne olmalı?

İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ş. Güliz Kolburan, ailelerin çocuklarına yönelik tutumlarında dikkatli olmaları gerektiğini belirtti ve ailelerin eğitim öğretimin bir parçası olan TEOG Sınavına gereğinden fazla anlam yüklenmemesi gerektiğini söyledi. Ailelerin çocuklarının hayatını TEOG'a endekslememeleri gerektiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Kolburan, "Çocukların bütün kimlikleri tek bir sınava endekslenmemeli.

Sevginin koşula bağlanması, çocuk gelişimini olumsuz etkiler. Kişilik gelişimi açısından sıkıntılar oluşturur. Buna dikkat edilmesi önemli. Çocuklar başarılı da olsa başarısız da, ailelerin çocuklarına olan sevgisinin devam ettiği mesajı verilmeli, sevgi ve kabul koşula bağlanmamalı" dedi.

İlköğretimden ortaöğretime geçiş anlamı taşısa da, TEOG'un öğrencinin bütün özelliklerini değerlendirebilecek standart bir araç olmadığının altını çizdi ve "Sınav, öğrencinin o anki performansını değerlendirir. Ancak anlık bir performansa bakarak, çocukları nitelendirmek doğru olmaz. Böyle bir tutum, çocuklarda ömür boyu sürecek hatalı kimlik algılarına yol açar. Başarısızlık ve yetersizliğe dair benlik algısı, öğrenilmiş çaresizliği de beraberinde getirir."dedi.

"Fazla kaygı sınavdaki başarıyı olumsuz etkiler"
Yrd. Doç. Dr. Kolburan, ailelerin TEOG öncesi sınav konusunu kapatarak, çocuklarıyla birlikte güzel vakit geçirmelerinin sınav öncesinde yapılabilecek en doğru davranış olduğunu belirterek: "Bugün itibariyle çocuklar için sınava hazırlanma dönemi bitmiştir. Aileler, sınava dair kaygılı olurlarsa, bu kaygı çocuklara da geçecektir. Bir miktar kaygı sınavda öğrencileri motive etse de; aşırı kaygı çocukların sınav başarısının düşmesine yol açacaktır." İfadelerini kullandı.

"Bir tarafta ergenlik, öte tarafta sınav baskısı"
TEOG sınavına girecek öğrencilerin gelişim düzeyleri ile LYS sınavına girecek öğrencilerin gelişim düzeylerinin farklı olduğuna dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Kolburan, "Üniversiteye hazırlanan öğrencinin gelişimsel olarak sınavı değerlendirme biçimi, kaygı durumu, sebep sonuç ilişkilerini kavrama yeteneği çok farklı. 8'inci sınıf öğrencisinin ise bunun anlam ve önemini değerlendirme biçimi henüz aynı olgunluğa erişmiş değil.

Erken dönem ergenlikte gelişimsel açıdan çok yoğun duygusal çatışmalar yaşanmakta. Fizyolojik değişimler çok hızlı yaşanıyor. Stres altında, zor bir dönem geçiriliyor. Ergen öğrenci bir taraftan bunlarla uğraşırken, diğer taraftan ailenin sınava yönelik beklentisinin baskısını yaşıyor ve çocukta kaygı ve strese dönüşüyor.

Bu, aile içindeki ilişkinin bozulması riskini yaratıyor. Bu noktada ailelere büyük görev düşmekte. Ailelerin bilmesi gereken şudur ki; "sınav gelip geçicidir, ancak aile ile olan ilişki kalıcıdır. Bunu bozmamaya özen göstermek gerekir."şeklinde konuştu.

"Gerçekdışı beklentiler kaygıyı artırıyor"
Zaman zaman ailelerin gerçek dışı beklentilerle çocuklarından kapasitelerinin üzerinde bir performans bekleyerek kaygılarını artırdıklarını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Kolburan: "Ailelerin sınava gereğinden fazla önem atfetmeleri yanlış. Ailelerin sakin ve sağduyulu davranmalarını bekliyoruz. Çocuk koşulsuz olarak sevildiğini bilmeli.

Her öğrencinin ilgi alanları, yetenekleri farklıdır. Güzel resim yapan biri de zekidir, güzel müzik yapan da. Veya güzel konuşan çocuk da, farklı bir alanda zekidir. Önemli olan bu zeka ve yetenek alanlarını fark edip, onları doğru yönlendirmek. Öğrencinin yeteneğine göre desteklenmesi de önemli. Herkes matematikçi, herkes mühendis olamaz. Üstelik bu başarı ile eşdeğer bir kriter de değil. Böyle bir realite yok." dedi.

'Realiteye uymayan hedefler sıkıntı doğurur'
Çocuğun kendi hakkındaki farkındalığıyla ailenin çocukları hakkındaki farkındalığının birbiriyle örtüşmesi gerektiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Kolburan, "Realiteye uymayan hedefler, daima sıkıntı doğurur. Bu nedenle çocuğun kendini tanıyabileceği ortamlar oluşturulmalı. Çocuğun kendi hakkındaki benlik algısı gerçeğe yakın olmalı.

Benlik algısını gerçeğin dışına taşımak, çocuğa zarar verir. Benlik algısını, ne olduğundan hafife almak, ne de olduğundan yükseğe taşımak lazım. Hepimiz artılarımızla, eksilerimizle bir bütünüz ve biriciğiz. Çocuklar da eksik yanlarıyla veya fazla yönleriyle biricikler.

Aileler bu konuda doğru değerlendirmeler yapıp, çocuklarının yetenekli ve ilgili oldukları alanları desteklemeli, hırs yapmamalı. Bu anlamda çocukları tanımak önemli bir konu. Eğer çocukları doğru tanırsak, onları doğru yönlendirebiliriz" şeklinde değerlendirmesinde bulundu.

Öğrencilere ve ailelerine tavsiyeler
Yrd. Doç. Dr. Kolburan, son olarak TEOG sınavına girecek öğrencilere ve ailelerine şu tavsiyelerde bulunuyor: "Çocuklar, sınavdan önce hoşlarına giden, onları olumsuz etkilemeyecek keyifli etkinliklere katılmalı.

Kendilerini sakatlayacak spor aktivitelerinden sınav öncesinde uzak durmalarında fayda var. Yine sindirim sistemini bozacak yiyeceklerden uzak durulması gerekir. Uyku düzeni önemli. Ancak bu da aileler tarafından koşul haline getirilmemeli. Önemli olan çocuğun bu konuda farkındalık sağlaması. Ancak içselleştirilen amaçlar çocuğun kendisine ait amaçlar haline gelir. Kendisine ait amaçların gerçekleştirilme motivasyonu da daima daha yüksektir.

Aile, bu konuda tek taraflı bir karar vermemeli. Kararlara çocuğun da dahil olması önemli. Öte yandan sınav sırasında zamanı iyi kullanmak gerekir. Emin olunan, bilinen soruların işaretlenmesi; bilinmeyen soruların ise üzerinde vakit kaybetmemek, vakit kalırsa bu sorulara yeniden dönmek önemli."

6b6178db9bd1412d8e268c2659a3013d

Sonbaharda bağışıklığı güçlendiren 6 önemli besin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, hastalıklara kolayca davetiye çıkaran sonbaharda bağışıklığı güçlendirmek için çok güçlü besinler olduğunu belirterek, bu besinlere sofralarda mutlaka yer verilmesi gerektiğini söylüyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, sonbaharda tüketilmesi gereken 6 önemli besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

Balık

Balık kaliteli bir protein kaynağı. Aynı zamanda içerisindeki vitaminler bağışıklığın güçlenmesine yardımcı oluyor. Kaliteli yağ asidi olan Omega 3'ten zengin olması sayesinde kalbi koruyor, kötü kolesterolün (LDL) düşmesini sağlıyor. Haftada iki üç gün balık yemeyi ihmal etmeyin. Ancak balığı kızartma değil; ızgara, fırın ya da buğulama olarak hazırlayın. 

Mantar

Hem tek başına hem de et yemeklerinin yanında tüketilebilecek olan mantar; bağışıklığın güçlenmesine yardımcı olurken tok tutucu özelliğiyle zayıflama diyeti yapanların da rahatlıkla yiyebileceği bir yiyecek. Ayrıca D vitamini içeren az sayıdaki besinlerden biri. C vitamini, biotin, fosfor ve bakır gibi vitamin ve mineraller de içeren mantar kısa süreli, suyunu kaybetmeden pişirildiğinde vücut için daha etkili.

Ispanak

Mevsim geçişlerinde sebzeler ne kadar çeşitlenir, ne kadar renklenirse vücuda giren vitamin ve mineral çeşitliliği de o denli artıyor. Yeşil yapraklı sebze dendiğinde çoğunlukla ilk aklımıza gelen ıspanak kalsiyum, magnezyum, selenyum, E vitamini ve C vitamini içeriği sayesinde hastalıklardan koruyor. Ancak ıspanağı besin değerini kaybetmemesi için uzun süreli pişirmeyin.

Pırasa

Soğan, sarımsak ailesinden olan pırasa; A, C, K vitaminleri, selenyum, demir ve potasyum mineralleri içeren bir sebze olması sayesinde bağışıklığı güçlendiriyor, prostat, mide, kolon kanseri başta olmak üzere birçok kansere karşı koruyor. İyi bir posa kaynağı olması zayıflamaya da yardımcı oluyor. Özellikle hafif akşam yemeği alternatifi olarak pırasayı, sonbahar ve kış aylarında sık sık tüketmenizde fayda var. Ancak gaz, şişkinlik gibi sorunlara yol açabileceğinden özellikle hassasiyeti olan kişilerin temkinli olması gerekiyor.

Elma

Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz "Pektin içeriği sayesinde insülin salınımı ve kolesterol üzerinde olumlu etkileri olan elma bağışıklık sistemini güçlendiriyor, tok tutuyor ve kan şekerinin dengelenmesine yardımcı oluyor. Bu nedenle günde bir porsiyon yani bir adet orta boy elma tüketmek son derece faydalı" diyor.

Fındık, ceviz, badem

Fındık, ceviz, badem günde bir avuç tüketildiğinde hem bağışıklığı güçlendiren hem kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltan hem de hafızayı kuvvetlendiren kuruyemişler. Ancak kavrulmuş değil çiğ olmasına dikkat edilmeli ve günlük tüketimi yaklaşık bir avucu geçmemeli.

77b02871e73e49bcb126675d586a66e7

Haftada 3 gün balık yerseniz ne olur?

Oxford Üniversitesi ile Lyon'daki Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı birlikte yaptığı araştırmalar sonucunda haftada üç gün balık yemenin sağlığımıza ne gibi faydalar sağladığını açıkladılar. İşte yapılan araştırmalar sonucunda haftada 3 gün balık tüketmenin sağlığımıza olan etkisi…

083d469096a94ebaab3df5974752a842

24 Kasım 2019 Pazar

Saçlarınızı boyamadan önce nelere dikkat etmelisiniz?

Yeni saç trendleri pek çok yeni saç rengini beraberinde getiriyor. Ancak saçınızı ilk defa ya da evde boyayacaksanız nelere dikkat etmeniz gerektiğini biliyor musunuz?

İlk seferdeki renk değişimi

Saç boyama işlemi ilk defa uygulanacaksa, büyük değişimlerden kaçınılmalı. Her saçta renk tutma, açılma oranları farklılık gösterebileceğinden arkadaşınızda güzel duran sarı saç, sizde hiç beklediğiniz gibi bir sonuç vermeyebilir.

Boyamadan önce boyanın içeriğini okuyun

Boya seçimlerinizi mümkün olduğunca bitki özlerinden elde edilen bitki özlü saç boyalarından yapın. Bitki özlü boyalar saçı daha az yıpratır.

Saçlarınızı boyamaya uçlardan başlayın

Saç dipleri daha hassas ve tüm saçın sağlığını koruduğundan, boyamaya saç uçlarından başlanılmalıdır. Eğer saç diplerinden başlayarak renk vermeyi denerseniz, daha koyu renkli bir sonuç elde edersiniz. Bunun yanı sıra saçlarınıza uyguladığınız kimyasallar saç dipleriniz için zararlı olabilir ve saçlarınız yanabilir.

Boyadan sonra saçınızı 24 saat yıkamayın

Boya işlemini uygulayıp, saçını duruladığınızda saç rengi henüz oturmamış olabilir. Bu neden ile ikinci bir yıkamadan uzak durulmalı ve boyanın akması engellenmelidir.

db6584ce13624fb985f0ae94bd115a5e

Güçlü saçlar için bu vitaminleri mutlaka tüketin!

Sağlıklı ve güçlü saçlara sahip olmak için sadece bakım ürünleri yeterli olmayabilir. Beslenme tarzınızın da saçlarınızın üzerinde büyük bir etkisi vardır. Daha sağlıklı saçlara sahip olmak istiyorsanız bu vitaminleri mutlaka tüketin!

A vitamini
A vitamin saçların uzamasına yardımcıdır. Eksikliği saç dökülmesine ve saç derisinin kurumasına, kepeklenmeye yol açar. A vitamini aynı zamanda saç derinizin sebum üretmesini de sağlar. Sebum, saç derinizi nemlendirmeye yarar ve aynı zamanda saçınızın sağlıklı kalmasına yardımcıdır. Saçlarınızın sağlıklı olması için A vitamini almanız çok önemlidir Bu yüzden yumurta sarısı, patates, ıspanak, brokoli, havuç, balkabağı ve mercimek A vitamin açısından zengindir.



B vitamini
Saçlarınızın sağlıklı uzaması için gerekli olan en önemli vitaminlerden biri B vitaminidir. Aynı zamanda B vitaminleri, saç derisi ve köküne oksijen ve besin maddesi taşıyan kırmızı kan hücrelerinin oluşmasına da yardımcı olur.B3 vitamini kan dolaşımını düzenler. Eksikliğinde saçlar güçsüzleşir, incelir, kırılır ve daha çabuk dökülür. Karaciğer ve ton balığı, tavuk, kırmızı et zemgin B3 vitamini kaynağıdır.B7 vitamini saç için gerekli protein yapısının, keratinin oluşabilmesi için gereklidir.Yumurta sarısı, karaciğer, yeşil yapraklı sebzeler ve dut B7 vitamini kaynaklarıdır.




B9 (folik asit) saç üreten hücrelerin yenilenmesini sağlar, eksikliğinde saçlar geç uzar. Portakal, baklagiller, brokoli ve yeşil yapraklı sebezeler yüksek oranda folik asit içerir.B12 vitamini hücrelere oksijen taşır, eksikliğinde yeterince oksijen almayan saç kökleri yeterince saç üretemez. En önemli B12 kaynağı kırmızı ettir.



C vitamini
C vitamini saçlarınızın sağlıklı uzamasını sağlamak için gerekli olan demirin emilimini sağlar. Aynı zamanda kolajen üretimini de arttıran C vitamini eksikliğinde saçlar çabuk kırılmaya başlar, görsel olarak da parlaklığını yitirir ve güçsüz görünür. Portakal, greyfurt, mandalina, kivi, kırmızı ve brokoli, çilek ve domates C vitamini deposudur.



D vitamini
Yapılan araştırmalara göre D vitamini yeni saç köklerinin oluşumuna yardımcı ve eksikliği saçkırana sebep oluyor. Vücudunuz D vitaminini direkt olarak güneş ışınlarından alarak üretir. Aynı zamanda yağlı balıklarda ve bazı mantar çeşitlerinde de D vitamini bulunur.



E vitamini
Yeni saç hücrelerinin üretimine, var olanların ise onarımına katkıda bulunan E vitamininin eksikliğinde saçlar geç uzar, dökülür ve kırılır. Buğday, yulaf, marul, kereviz, ıspanak, soya fasulyesi yağı, mısır yağı, ceviz, arı sütü, tere, mısır, maydanoz ve lahana E vitamin kaynaklarıdır.

8f293d532d234ce09f13f7e6dcf45601