19 Şubat 2020 Çarşamba

Düğün telaşının ilişkiye zarar vermesi nasıl önlenir?

Çift ve Aile Terapisti Duygu Başak Gürtekin, "Abartılı düğünler, gelinlere damadı unutturan telaşlı kutlamalar ve sosyal medya etkisi evliliğe önemli derecede zarar veriyor" dedi.

Havalar ısındı, düğün sezonu açıldı. Çiftleri, en çok da gelinleri büyük bir telaş sardı. Ancak, sonsuzluğa uzanma umuduyla başlayan ilişkilerin boşanma ile sonuçlanabildiğini belirten Çift ve Aile Terapisti Duygu Başak Gürtekin, özellikle gelinleri uyardı. Düğün telaşının ilişkiyi zedeleyebileceğine dikkat çeken Çift ve Aile Terapisti Duygu Başak Gürtekin, "Evlilik sürecinde sevdiğiniz adamı ve aşka atılan kavuşma adımlarını unutarak kapıldığımız düğün telaşları ilişkilerinizi zedeleyebilir.

Evlilik kararını neden aldığımızı ve aşkı bize daha derin, yakın ve özenli yaşatacağına inandığımız bu birlikteliklere neden başladığımızı unutmamak, yol arkadaşlıklarının en büyük kurtarıcısı" diye konuştu.

"Önce ne istediğinizi bilmeniz gerekir"

Evliliği, içinde renkleri, hoş kokuları, çeşitliliği ve farklılıkları barındıran, saygı toprağında yetişmiş bir sevgi buketi olarak tanımlayan Başak Gürtekin, "Tam da bu nedenle; ne aşk, ne saygı, ne benzerlikler ne de farklılıklar evliliği sürdürmek için tek başına yeterli değildir. İhtiyacımız olan kendimizi bilmek, istek ve arzularımız tanımlamak, partnerimize ilişkisel ihtiyaçlar konusunda açık olmaktır. Onu duymak ve anlamak için çaba göstermektir. Ancak böyle bir diyalog bizlere aşktan daha fazlasını ve gerçekten ihtiyacımız olanları sunabilir. Kendisini güvenle ifade eden bir birey, partnerine de aynı alanı sunarak, onu yakından tanıma şansı yakalar. Bu hem kendimizi hem de ilişkimizdeki ihtiyaç ve beklentileri karşılıklı bir şekilde anlaşılır kılar. Birbirimize ifade alanı açmak ve kendimizi içtenlikle anlatabilecek içsel özgürlüğü duyumsamak, çiftlerin en çok zorlandığı 'duyulmak ve anlaşılmak' ihtiyaçlarını duyulur ve anlaşılır kılar" ifadelerini kullandı.

"Diğerleri için kendi mutluluğunuzu bozmayın"

Çiftlerin evlilik tanımlarının her zaman aynı olmayabileceğinin altını çizen Başak Gürtekin, şöyle devam etti:

"İki kişinin zihinde yaratmış olduğu ilişki tanımı, evlilikten beklentileri, kültür anlayışı ve diğer tüm çevresel faktörler benzerlik içermeyebilir. Çiftler bu konularda farklılıklar olduğunu anladığı vakit, 'Acaba evliliğe uygun değil miyim?, Henüz doğru zaman gelmedi mi? Benim için doğru kişi kim?, Sadece aşk evlilik için yeterli mi?, Benim ihtiyacım olan ne?' sorularını kaygı dolu bir hızla akılların geçirmeye başlar. Oysa burada yapılan hata, yeteri kadar tanışmamış ve zihnimizdekileri karşı tarafa aktaramamış olmaktır. Kültürel ve yaşantısal faktörler, etkisi altında kalınan kuşaklararası hikayeler, toplumsal mitler ve zamanın ruhu gibi pek çok faktörden etkilenebilecek olan evlilik tanımı, çiftler arasında kendileri için ne anlama geldiği açısından çok net bir şekilde ifade edilmeyi hak eder.

Diyalogdan ve saygıdan uzaklaşmadan, tüm farklılıkları ve zorlukları konuşabilecek bir alan açmak, kapsayıcı ve sıcak bir sevgi dili ihtiyacını doğurur. Bu ihtiyacın en temel kaynağında karşılıklı aşk ve iletişim istekliliği yatar. Aşk, üretken, yaratıcı, devingen ve duygusal bir süreçtir, bizler de bu duyguları yüceltmek ve daim kılmak adına yol arkadaşı olmak isteriz. Yaşadığımız coğrafyada, kültürel olarak bu ilişkileri evlilikle ve kutlamalarla taçlandırmayı seçeriz. Fakat günümüzde bu kutlamaların çift olmayı unutturacak kadar önemli, gelinlerin damatları duyamayacak kadar telaşlı evlilik hikayelerine dönüştüğünü görmeye başladık."

Sosyal medyanın ilişkilere etkisi

Popüler kültürün yaratmış olduğu beğenilme arzusu ve sosyal medya etkisinin ilişkileri zedeleyebileceğine dikkat çeken Gürtekin, "İlişkilerde; çift olmak, eş olmak, anne olmak, aşık olmak, evlenmek gibi ilişkisel değerlerin anlamını değiştirmeye başladı. Abartılı düğünler, gelinlere damadı unutturan telaşlı kutlamalar ve sosyal medya etkisi evliliğe önemli derecede zarar veriyor.

Bu alanda yapılan araştırmalar, sosyal medya etkisinin çiftleri olumsuz yönde etkilediğini, aldatma, kıskançlık, ikili diyalogda yoksunluk gibi sebeplerle ilişkileri sonlandırmaya zemin hazırladığını söylüyor. Bir başka açıdan, çiftlerle çalışırken terapi odası bizlere aslında ilişkilerin bu zehirli sosyal medya etkisiyle daha en başlarda tanıştığını ve bunu zihinlerinde yaratıkları 'ideal çift' fantezisini dış gerçekliğe taşıma kaygısıyla yaşamaya başladıklarını gösteriyor. Bu amaca farkında olmadan hizmet eden çiftler, gerçek olmayan fakat ideal olanı, güncel olarak takip etmeye ve yaşamaya başlıyor" değerlendirmesinde bulundu.

"Sanal olanı değil gerçeği tercih edin"

Tüm sanal etkilerden ayrışmanın çiftlerin elinde olduğunu ifade eden Çift ve Aile Terapisti Duygu Başak Gürtekin, şu tavsiyelerde bulundu:

"Bazı sosyal medya araçları, bizlerin yaşamını biçimlendirmeye etki edecek ve sahip olma, daha iyisi olma, diğerleri için ve en üzücü yanıyla anlatmak için yaşama duygularına teşvik edecek güce erişmiş durumda. Bu noktada, 'Peki çiftler ve her gün yüzlerce prodüksiyon düğünü ve ilişkiyi 'keşfetinde' görmeye maruz kalan gelin adayları 'kendilerini bu sanal etkiden nasıl koruyacak?' sorusu akla geliyor. Oysa, kendimizi tüm bu sanal etkilerden ve 'olması gereken, dayatılan ve yapılması beklenen' tüm olgulardan, ailelerin, arkadaşların, davetlilerin neler düşündüğünden ayrıştırmak bizim elimizde. Kendi gerçekliğimizi, aşkımızı, sıcacık ilişkisel dünyamızı hatırlamayı seçmek, partnerimizle yakın temasta olmak, ihmal yerine özene, diğerlerine değil de kendimize yönelmek, belki de huzurumuz için yaşamın bize sunduğu en büyük hediye. Tam da bu nedenle, modern dünya algısının dayattığı sanal ve yapılandırılmış olan yerine, gerçek ve otantik olanı seçmek, kendimizle ve aşkla kucaklaştığımız anlar yaratmak, bize ne istediğimizi ve beklediğimizi hatırlatan farkındalığı kendimize yakın tutmak, ilişkimiz ve mutluluğumuz için en büyük kurtarıcılar olabilir."

beac9fcd555a45cda846288d5461702e

Stresi yönetmenin 9 püf noktası

Uzman Psikolog Simru Kavak strese yenik düşmemenin, onu yönetmenin 9 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

"Stresten uzak durun!"… "Aşırı stres hastalıklara davetiye çıkarıyor!"… Uzmanların sıklıkla altını çizdiği gibi stresi yönetmeyi öğrenmek şart! Zira iyi yönetilebildiğinde bizi harekete geçirme, motive etme hatta tehlikelere karşı tetikte tutma gibi birçok faydası olan stres, kontrol edilemediğinde ve aşırı hissedildiğinde, ona 'yenik' düşüldüğünde ise sağlığı tehdit ediyor! Uzman Psikolog Simru Kavak "Bu tehlikelerin içinde kalp-damar, tansiyon ve mide hastalıklarını, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı rahatsızlıkları, depresyon, kaygı bozuklukları, uyku sıkıntıları, konsantrasyon sorunları, öfke yönetimi zorlukları, madde kullanımı ve çeşitli bağımlılıklar gibi psikolojik sorunları saymak mümkün" diyor. Peki, stresten tamamen uzak bir yaşamdan söz etmek mümkün olmadığına göre, stresin olumsuz sonuçlarından korunmak için onu yönetmeyi nasıl öğrenebiliriz? Uzman Psikolog Simru Kavak strese yenik düşmemenin, onu yönetmenin 9 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Önce stres kaynaklarınızı belirleyin

Stres kaynaklarınızı belirlemekle işe başlayın. İki tip stres kaynağı bulunuyor: Değiştirebileceğimiz ve değiştiremeyeceğimiz/yok edemeyeceğimiz kaynaklar. Hayatınızı ve bir gününüzü gözden geçirerek sizi strese sokan durumları belirleyin ve bunları "değiştirilebilecek" ya da "değiştirilemez/yok edilemez" kaynaklar olarak sınıflandırın.

Eylem planınızı hazırlayın

Değiştirilebilecek kaynaklar için eylem planınızı hazırlayın: Üzerinde değişiklik yapabileceğiniz veya ortadan kaldırabileceğiniz kaynaklar için nasıl bir yol haritası izleyeceğinizi belirleyin. Bunu yaparken kısa-orta-uzun vadeli bir plan hazırlayabilirsiniz. Küçük küçük adımlarla başlamanın bile bir başlangıç olduğunu ve sizi sonuca ulaştıracağını unutmayın. Ayrıca bu planı yazarak veya çizerek yapmak harekete geçmeniz için sizi motive edecektir.

Alet çantanızı güçlendirin

Değiştirilemeyecek kaynaklarla mücadele için alet çantanızı güçlendirin: Bazı stres kaynaklarını ortadan kaldırmak veya onlardan uzak kalmak mümkün olmayabiliyor. Bu durumda yapılacak şey, kendi mücadele araçlarınızı artırmak ve güçlendirmektir. Fiziksel, bireysel ve işinize ait örgütsel değiştirilemez stres faktörlerinizi belirleyip, onlarla barışmaya ve beraber yaşamaya hazır olun.

Kendinizi tanıyın ve özel reçetenizi oluşturun

Uzman Psikolog Simru Kavak "Stresi yönetebilmenin en etkili yollarından biri de, kendinize özel reçete hazırlamak. Bunun için, strese karşı dayanıklılığı artırdığı bilinen standart yöntemlerden faydalanabilirsiniz. Aşağıdaki sorulara yanıtlarınızı verin ve bu cevaplar üzerine düşünün: Beni neler mutlu ediyor? Nelere tutku duyuyorum? En çok ne yapmaktan hoşlanıyorum? Bunu kiminle, kimlerle yapmak hoşuma gidiyor? Zamanımı kiminle veya kimlerle daha fazla geçirmek istiyorum? Kim beni gülümsetiyor, mutlu ediyor? Denemek ve yapmaya başlamak istediğim şeyler neler? Sonrasında yapacağınız şey ise, verdiğiniz cevaplardaki aktivitelere ve kişilere günlük hayatta ayırdığınız zamanı yavaş yavaş artırmak" diyor.

Hareketsizlikten kaçının

Değiştirilemeyen stres kaynakları söz konusu olduğunda pek çok araştırma, açık havada tempolu yürüyüş, yoga gibi fiziksel aktivitenin stresle mücadeledeki etkisinden bahsediyor. Ancak hoşlanmadan ve zorla yapacağınız her şey sizi daha fazla strese sokacağından kendinize uygun olan fiziksel aktiviteyi keşfedin. Yüzme, bisiklet, pilates ya da tenis gibi mutlaka hoşlanacağınız bir faaliyette bulunun.

Düzenli nefes egzersizi yapın

Stres anında önce nefes sayısı sıklaşıp, kalp atışı hızlanıyor ve bunu diğer değişiklikler takip ediyor. Bu nedenle stresli anınızda ilk olarak nefesinizi kontrol ederek, diğer olumsuzlukların da önüne geçebilirsiniz. Diyafram nefesini doğru şekilde alabilmek için; bir elinizi göğüs kafesinizin altına, diğer elinizi de göğsünüzün üzerine yerleştirin ve burnunuzdan derin bir nefes alın. Nefesi alırken göğüs kafesinizin değil, göğüs kafesinizin altının şişmesi gerekiyor. Aldığınız nefesi 3'e kadar sayarak ağzınızdan verin. Bu işlemi 5 kez yapın. İleride bu sayıyı artırabilirsiniz. Bu basit egzersizi günlük yaşantınızın bir parçası haline getirerek sağlığınız için de önemli faydalar sağlayabilirsiniz.

Zamanı iyi planlayın

Değiştirilemeyen stres kaynaklarından birisi de, zamanı doğru yönetememek sonucu biriken işler. Zamanla rekabet etmeyin, onu takım arkadaşınız haline getirin. Günlük planınızda öncelikli ve önemli işlerle, bekleyebilecek olanları belirleyin. Bunları yazılı olarak hoşunuza giden bir ajandada veya telefonunuzda görmek, yönetmenizi kolaylaştıracaktır. Olabildiğince plana sadık kalın. Elinizde olmayan ve planı aksatacak işler devreye girdiğinde de, nefes egzersizlerinden faydalanın.

Gerektiğinde 'hayır' demeyi öğrenin

Kendi ellerimizle yarattığımız en büyük stres faktörlerinden biri, insanlarla ilişkilerimizde sınırlarımızı belirleyememek. Beğenilme, kabul görme, reddedilmekten korkma gibi pek çok sebeple ortaya çıkabilen bu durum, kişinin kendini bir süre sonra istemediği ve yönetmekte zorlandığı bir yoğunluğun içinde bulmasına neden olabiliyor. Başta zor gelse de, gerektiğinde 'hayır' demesini öğrenin. Bir teklif geldiğinde evet demeden önce iyi düşünün. Bunu yapmanız ne kadar gerekli, bu teklifi neden kabul ediyorsunuz ve 'hayır' dediğiniz durumda çekindiğiniz olası sonuçlar neler? Cevabınızı verirken kesin ve net bir 'hayır' demek sizi zorluyorsa, cevabınızın neden olumsuz olduğunu kısa ve nazik bir dille açıklamak, sonrasında alacağınız tepkiye karşı duyduğunuz endişeyi azaltabilir.

Sabırlı olun

Uzman Psikolog Simru Kavak "Hiç bir yöntemin sihirli değnek olmadığını bilin. En önemlisi, bu yolculukta kendinize karşı sabırlı olun, süreklilik gerektiren bir gelişim sürecinde olduğunuzu unutmayın. Kilo vermek istediğiniz zaman, sadece bir gün spor yaparsanız, vücudunuzda hiçbir gözlenebilir değişim olamaz. Psikolojik beceriler de böyledir. Çabanızın etkilerini görmek ve davranış değişikliği yapabilmek için önünüzde sabırla ilerlemeniz gereken bir süreç olduğunu unutmayın ve kendinizdeki en ufak gelişimi bile takdirle karşılayın. İşler istediğinizden yavaş ilerlediğinde, kendinize karşı nazik olun" diyor.

Afiyet olsun.

Sizin İçin SeçtiklerimizGame Of Glam76 yaşına basan Filiz Akın'ın O Doğal Güzelliğinden Bir Eser KalmamışGame Of GlamTeknosaSamsung 165 Ekran UHD TV 6.699 TL yerine 6.299 TL!TeknosaBurgan BankArtık Şubeye Gitmeden %9,50 Günlük Faiz KazanabilirsinizBurgan BankTaboola'danTaboola'dan bcd25c13a42548d08a2ac07e265e0dfc

7 Şubat 2020 Cuma

Meme kanseri riskini azaltan yiyecekler nelerdir?

Yapılan bir araştırmaya göre belirli meyve sebze çeşitleri, meme kanseri riskini azaltmakta daha etkili. İşte o araştırmanın detayları...



Yapılan bir araştırmaya göre belirli meyve sebze çeşitleri, meme kanseri riskini azaltmakta daha etkili. İşte o araştırmanın detayları...
Yüksek miktarda meyve ve sebze tüketmenin meme kanseri riskini azalttığı biliniyordu. Şimdilerde bu araştırmanın kapsamı genişletildi ve bazı meyve ve sebze çeşitlerinin diğerlerine kıyasla meme kanseri riskini azaltmada daha etkili olduğu ortaya çıktı.
 
Uluslararası Kanser Dergisi'nde yayınlanan araştırma kapsamında araştırmacılar invaziv meme kanseri (yayılım gösteren meme kanseri) riski olan 182,145 kadının beslenme alışkanlığı ve kanser riski arasındaki bağlantıyı anlamak için kadınlara anket uyguladılar. Araştırmacılar, kadınları yaklaşık 24 yıl boyunca belirli periyotlarla takip ettiler (Kadınların 10,911'ı invaziv meme kanserine sahipmiş). Sağlık, beslenme ve davranış değişkenlerini denetleyen bilim adamları, günde 5,5 porsiyon meyve ve sebze yiyenlerin 2,5 porsiyon (bir fincan kadar) yiyenlere oranla yüzde 11 oranında daha az meme kanseri riskine sahip olduğunu belirtti. Bu sonuç özellikle meme kanserinin en sinsi yayınlan çeşitleri için büyük bir öneme sahip.
 
Araştırmanın başyazarı ve Harvard Üniversitesi araştırma görevlisi Maryam S. Farvid, "Meme kanseri riskini azaltmak için önemli birkaç faktör var. Daha fazla meyve ve sebze yemek ise bu riski azaltmanın en basit yolu" dedi. Araştırmacılar turpgillerden olan özellikle karnabahar, brüksel lahanası ve diğer lahana türlerinin de havuç, bal kabağı ve yer elması gibi sarı ve turuncu diğer sebzelere ek olarak kanser riskini azaltmakta oldukça etkili olduğunu belirtti.
 

 



d6f0faacaa824aecb94aa5bb8d3d4911

'Fark yaratan ebeveynler’ ile daha iyi bir gelecek mümkün mü?

Fark yaratan yetişkinler için fark yaratan ebeveynler gerekiyor. Fark yaratan ebeveynlik becerileri de öncelikle çocuğunuzu tanımaya, gözlemlemeye vakit ve bilinçli bir niyet ayırmayı gerektiriyor. Doğru ve yanlışın yetişkin tarafından dikte edilmesi yerine çocuğun bunları kendi bulabilmek üzere teşvik edilmesi mühim bir kısmı oluşturuyor...



Fark yaratan yetişkinler için fark yaratan ebeveynler gerekiyor. Fark yaratan ebeveynlik becerileri de öncelikle çocuğunuzu tanımaya, gözlemlemeye vakit ve bilinçli bir niyet ayırmayı gerektiriyor. Doğru ve yanlışın yetişkin tarafından dikte edilmesi yerine çocuğun bunları kendi bulabilmek üzere teşvik edilmesi mühim bir kısmı oluşturuyor...
İçinde yaşadığımız dünyadan, koşullardan, halimizden memnun muyuz? Çocuklarımız için nasıl bir gelecek hayal ediyoruz? Nasıl bir toplumda yaşamalarını istiyoruz? Teknolojik gelişmeler sayesinde inanılmaz bir hızla değişen yaşam şartlarına adapte olabilecek bireyler yetiştirebilmemiz nasıl mümkün olacak? Küresel iklim değişikliği, ekonomik krizler ve göç dalgasıyla sarsılıp duran sistemi değiştirebilecek, hem kendine hem de dünyaya olumlu etki edebilecek bireyler yetiştirebilir miyiz? Çocuklarımız büyüdüğünde dünya nasıl bir yer olacak, hangi meslekler geçerli olarak? Bu kadar çok bilinmeyenin içinde nasıl sağlam duracağız? Bu sorular listesini daha fazla uzatmak mümkün. Yaşadığı ortamın farkında olan tüm anne-babalar, yöneticiler, öğretmenler kendilerine bunları ve daha başka soruları soruyorlar bir süredir. Değişime yetişebilmek, hızla artan çevresel tahribatın, fırsat eşitsizliğinin önünü kesebilmek için ne yapmalıyız? Şu an yaşadığımız sorunların çoğunun sevilmemiş ya da koşullu sevilmiş, söyledikleri dinlenmemiş, fikri sorulmamış, sorgulamayı öğretilmemiş çocuklardan kaynaklandığını düşünüyorum. Ve senelerdir bu konuya ufak bir katkı yapmak için yazıyorum. Ben de, benim gibi ebeveynliği çok ciddiye almış, okuyup yazan, araştıran ve doğru düzgün bir dünya yaratmanın tek yolunun çocukluğu kırmamaktan geçtiğini anlayan birkaç arkadaşım da.
 
Tohumları çocuklukta atılıyor
Bu hafta bu yaptığım(ız) işe isim koyan, bir çatı altında buluşturan ve daha da yaygınlaşması için çabalayacak bir projenin lansmanı gerçekleşti. Ashoka Türkiye ve Sabancı Vakfı bir ortaklık kurarak 'Fark Yaratan Ebeveynlik' adında bir projeye başladılar. Fark yaratabilen yetişkinler için ebeveynlik yapma tarzlarının çocuklarının şimdisini ve geleceğini nasıl etkilediğinin farkında anne-babalara ihtiyaç olduğunun bilgisiyle başlamış bu proje... Çünkü Ashoka, ağındaki sosyal girişimcileri fark yaratan kişilerden seçen uluslararası bir vakıf; bu kişilerin nasıl fark yarattığını inceleyerek bu becerinin tohumlarının çocukluk ve gençlik döneminde atıldığını fark etmiş. "Çocuklarımızın bugün ve gelecekte toplumsal sorunlara ilişkin sorumluluk alan, yenilikçi çözümler üreten, çevresine pozitif katkı sağlayan ve toplum yararı için çaba gösteren bireyler olmalarını önemsiyoruz" diye başlayan proje şunu soruyor: Çocukların 21. yüzyılın becerileri olarak tanımlanan empati, ekip çalışması, liderlik ve fark yaratma becerilerini edinmeleri için ebeveynler neler yapabilir?
 

 
21. yüzyılın becerileri
 
Empati becerisini geliştirmek
Empati tohumları, suçlanmadan halini anlatabilen ve çevresindeki yetişkinlerin empati yaptığına şahit olan çocuklarda atılıyor. Bunun için:
Çocuğunuzun bir başkasına fiziksel ya da duygusal olarak zarar verdiğini düşündüğünüzde suçlayıcı olmadan, olayı anlatmasını isteyin. Ona nasıl hissettiğini, karşı tarafın nasıl etkilenmiş olabileceğini sorun. "Olaya dahil kişilerin daha az zararla çıkması için ne yapılabildi?" sorusu üzerine düşünmeye davet edin.
Çocuklarınızla içinde yaşadığınız topluluğun ya da dünyanın karşı karşıya kaldığı toplumsal zorluklar hakkında konuşun.
Okulda yeni arkadaşlar edinmeleri, okula yeni gelenleri içtenlikle karşılamaları için çocuklarınızı cesaretlendirin.
Birlikte tarih okuyun ve bu olaylar üzerine konuşun. Barışçıl bir dil kullanmaya dikkat edin.

 
Ekip çalışmasını geliştirmek
Çocuklarınızı ekip kurmak, spor takımları oluşturmak ya da bunların parçası olmak için teşvik edin.
Çocuklarınıza ekip çalıştırması gerektiren işler bulma konusunda yardım edin.
Aile içinde yaşanan sorunlar ya da alınması gereken kararlarla ilgili çözüm sürecine dahil edin.
Kardeşlerin arasındaki tartışmalara karışmadan, çözümü kendilerinin bulmasını sağlayın.

 
Yeni liderlik vasfını geliştirmek
Çocukları sorun çözmeleri konusunda yüreklendirin.
Çocuğunuz bir sorunu sizinle paylaştığında işinizi bir kenara bırakın ve ona bu sorunu nasıl çözebileceğini sorun. Ardından bu fikri uygulaması için yüreklendirin. Başarısızlıkları gelişme olarak görmesini sağlayın.
Bağımsız girişimler konusunda onları erken yaşta yüreklendirin.
Toplumsal dinamiklere ilişkin merakını tetikleyin.
Siz bir problemi çözerken onun size yardımcı olmasına izin verin.

 
Fark yaratmak
Değişim yaratmak, sorunlara çözüm üretebilmek ve bu çözümleri uygulayabilmektir. Çözüm empati yoluyla geliştirilmeli, içinde takım çalışması ve çözümü üstlenen gençler olmalı... Çocuğunuz karşılaştığı durumu çözecek bir plan geliştirmeye başladığında onu bu planı sınamak konusunda cesaretlendirin. Bu çözüm saygı-sevgi kültürüne hizmet ediyor mu? İlgi duyduğu konuyu tartışmasını sağlayın. Beyin fırtınası aşamasında bütün fikirler eşit derecede iyidir. Yeni içgörüleri, fikirleri kutlayın. Bazı anlarda eyleme
 
Sonuç olarak
Fark yaratan yetişkinler için fark yaratan ebeveynler gerekiyor. Fark yaratan ebeveynlik becerileri de öncelikle çocuğunuzu tanımaya, gözlemlemeye vakit ve bilinçli bir niyet ayırmayı gerektiriyor. Doğru ve yanlışın yetişkin tarafından dikte edilmesi yerine çocuğun bunları kendi bulabilmek üzere teşvik edilmesi mühim bir kısmı oluşturuyor... Sorun çözebilen, olayları olduğu gibi görebilen, değişimle birlikte akabilecek insanlar yetiştirmeyi başarabilirsek, en azından bu konuda bir ufacık fark yaratabileceğimizi bilirsek, bu saçma sapan savaşları ve ötekileştirme anlayışını alt edebileceklerini umut ediyorum. Fark yaratan ebeveynliği takipte kalın...
 
Yazı: Damla Çeliktaban



700b885e901e4d57b981f9934e0d4808

5 Şubat 2020 Çarşamba

Seksi ve sıkı görünmek için yüksek bel bikini giyin

Daha seksi ve sıkı görünmek için yüksek bel bikinileri tercih edebilirsiniz.

Yüksek bel bikiniler her zaman popoyu daha kalkık gösterir.


Bikini altı bel kıvrımınıza kadar geldiği için kıvrımlarınız ortaya çıkar ve daha feminen görünmenizi sağlar.


Adriana Degreas


Cali Dreaming


Dolce , Gabbana


Ermano


Flagpole


Giıliana Rommano


Haight


Kiini


Lisa Marie Fernandez


Lisa Marie Fernandez


Made by dawn


Mara Hoffman


Marysia


Solid Striped


Stella McCartney


2b01aa5f4e6f4dcb8ee16dd92cc4b394

Bu ülkelerde bunları yapmayın!

Bazı ülkelerde saygı göstergesi olan şeyler bile başka bir ülkede ayıp kabul edilebiliyor. İşte ülkelere göre 'ayıp'ların listesi!



Bazı ülkelerde saygı göstergesi olan şeyler bile başka bir ülkede ayıp kabul edilebiliyor. İşte ülkelere göre 'ayıp'ların listesi!
Fransa: Para hakkında konuşmayın ve soru sormayın.
 
Ukrayna: Çiçek vermek güzeldir ama Ukrayna'da birine birkaç çiçek verirken çift sayıda olmamasına dikkat etmeniz gerekiyor. Bir olur, üç olur ama çift sayı olmaz!
 
Yeni Zelanda: Korna çalmak büyük terbiyesizlik. Birini aşağılamak istemediğiniz sürece korna çalmamalısınız. İstanbul'a da lazım bu adetten!
 
Hindistan: Karşı cinse dokunmak ayıp! Toplum içindeyken karşı cinsten birine dokunmamaya özen gösterin…
 
Japonya: Bahşiş bırakmak ayıp kabul ediliyor…
 
Meksika: Yerel halk şaka yapmayı seviyor, ancak siz bu şakalara gücenirseniz fena bozuluyorlar…
 
Norveç: Kiliseye gitmek hakkında soru sormayın. Herkesin kilisesi kendine!
 
Türkiye: Çoğu ülkede "OK", "Tamam" demek olan el işaretini Türkiye'de yapmazsanız iyi olur. Hangi akla hizmet oldu bilmiyoruz ama bu işarete başka lüzumsuz anlamlar yüklenmiş…
 
İngiltere: İnsanlara ne kadar para kazandığını asla sormayın, ayıptır.
 
İrlanda: İrlandalılarla konuşurken, şaka yollu bile olsa, İrlanda aksanını taklit etmeye çalışmayın. Üzülüyorlar, kızıyorlar sonra.
 
Almanya: Doğumgünlerini kutlamak güzeldir ama Almanya'da doğumgününü, tam gününde kutlamalısınız. O günden önce ya da sonra kutlamak ayıp kabul ediliyor.
 
Kenya: Yeni tanıdığınız insanlara adıyla hitap etmemeliymişiz. Nasıl hitap edeceğimize dair bir bilgiye ulaşamadık ama, siz hanımefendi, beyefendiden şaşmayın şimdilik…
 
Şili: Ellerinizle yemek yemeyin!
 
Singapur: Toplu taşıma araçlarında yiyip içmeye Singapur'da tahammül edemiyorlar.
 
Amerika: Japonya'nın aksine, bahşiş bırakmamak büyük ayıp.
 
İtalya: Bizde yemeğin üstüne şöyle bol köpüklü bir Türk Kahvesi söylemek adetten olabilir ama İtalya'da, yemekten sonra cappuccino ısmarlamak, ayıp sayılıyormuş…
 
Macaristan: Kadeh tokuştururken dikkatli olun! Bardakları birbirine çarpıp ses çıkarmak Macaristan'da ayıp!
 
Çin: Birine hediye alacaksanız, bunun saat ya da şemsiye olmamasına dikkat edin. Çinlilerin enteresan inançlarına göre bu hediyeler ayıp kaçıyormuş…
 



d7e3c29960ba4293b079020d60e9ac1b

3 Şubat 2020 Pazartesi

Pürüzsüz bir cilt için 7 etnik yöntem

Bütün kadınlar pürüzsüz, parlak, sağlıklı bir cilt ister ve bunu sağlamak için de kendilerine göre yöntemleri vardır. İşte bunlardan bazıları...

1. Pirinç suyu Asyalı kadınlar yüzlerini yıkamak için Jasmine pirinci kaynatarak, pirinç suyu elde ederler. Uzmanlara göre, oldukça ucuz ve kolay olduğu için pürüzsüz bir cilt için en iyi yöntemlerden biridir. Pirinç suyu, içerdiği E vitamini ve antioksidanlar sayesinde cildi yumuşatır.


2. Kahve telvesi Endonezyalı kadınlar, kahve çekirdeklerini sabah uyanmaktan daha fazlası için kullanıyorlar, ciltlerinin pul pul olmasına karşı bir tedbir olarak. Çekirdeklerdeki kafein cildin sıkılaşmasına yardımcı oluyor ve böylece daha pürüzsüz ve yumuşak görünmesine. Ve eğer bu sizin için yeterli değilse, bu ritüelin nefis kokmanıza da sebep olacağını hatırlatırız. Üstelik kahve çekirdekleri sadece yüzünüz için değil tüm cildiniz için işe yarayacaktır.


3. Shea yağı Bir tavsiye de Afrikalı kadınlardan. Shea yağı, vücudunuz tarafından emilip yumuşak ve nemli kalmasına yaramaz, aynı zamanda kuru ve sert bölgeler varsa onların da iyileşmesine sebep olur. Ve daha da güzeli kırışık oluşumunu da azaltır!


4. Deniz lahanası Çin'de, kadınlar nemlendirici ve yenileyici etkisi yüzünden yüzlerini deniz lahanası ile kaplarlar. Bulması güç olsa da böyle bir şansınız varsa asla pişman olmayacağınızı bilmelisiniz. Deniz lahanası sildi yumuşatır, pürüzsüzleştirir ve ölü hücrelerden arındırır. Yüzünüze uyguladıktan sadece birkaç dakika sonra bile daha genç ve taze görüneceksiniz.


5. Kahverengi kil Eğer Fas'taki kadınlarının cildinin nasıl bu kadar sağlıklı göründüğünü merak ediyorsanız, sebebi kil. Ama herhangi bir kil değil. Atlas dağlarında bulunan 'rhassoul' adında özel bir kil kullanıyorlar. Bu kilin cildin elastikiyetini arttırdığı ve lekelerden koruduğu söyleniyor. Tabii tek sorun Fas'ta kolay bulunuyor olmasına rağmen, diğer ülkelerde biraz zorlanabileceğiniz gerçeği.


6. Deniz çamuru Ölü denize bu ismin verilme sebebi içerdiği tuz oranıdır. İçinde uzun süre yüzmek istemeyebilirsiniz ama yaparsanız cildiniz denizdeki çamurdan oldukça faydalanacaktır. Bu çamur, ölü deri hücrelerinin temizlenmesine yardım eder ve cildi mümkün olan en sağlıklı besinlerle tazeler. En güzeli ise kozmetik dükkanlardan da ürün olarak satın alınabilmesidir.


7. Çay Özellikle roobios çayı. İçmek de faydalıdır ama cilt için tropikal olarak uygulanmalıdır. Güney Afrika'da, kadınlar roobios çayından üretilen losyon ve sabunları tercih eder.

 


2b1d7bd04ca24e1f9c3fa8fcfd018723

Karabiberin 8 faydası!

Karabiberin faydaları saymakla bitmiyor...



Karabiberin faydaları saymakla bitmiyor...
Karabiber Hindistan, Brezilya, Singapur, Malezya, Endonozya ve Vietnamda yetiştiriliyor.
 
Yaprakları yürek biçiminde olup  damarlı ve çiçekleri sarktır. Karabiber ağacının meyvesi olan biber tohumunun olgunlaşarak kurutulmasından meydana gelen dünya da en çok tüketilen baharatlar arasında yer alıyor.
 
İşte karabiberin 8 faydası:
 
Sindirim sisteminin sağlıklı ve düzenli çalışmasına yardımcı olur.

 
İdrar ve gaz söktürücü özelliğinin yanı sıra kabızlığı önler.

 
Sinir sistemini kuvvetlendirir.

 
Kansızlığa karşı faydalıdır.

 
İştah açar ve mideyi ısıtır.

 
Mide ve bağırsaktaki mikropları öldürmeye yardımcı olur.

 
Şeker hastalığının ilerlemesine yardımcı olur.

 
Cinsel gücü artırır ve aynı zaman da enerji verir.




032450133c674f338f214b42221f21e7