26 Mart 2020 Perşembe

Kısır erkeklerde kanser riski daha fazla

1989 yılından bu yana sürdürülen araştırma tamamlandı. Sonuç: Kısır erkekler kansere daha çabuk yakalanıyor!

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr Betül Görgen, Standford Hastanesi Erkek Kısırlığı Bölümü'nde gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları hakkında şu bilgileri verdi:
"Araştırma kapsamında yaş ortalaması 35,7 olan 2 bin 238 erkek takip edildi. Bu erkeklerin 451'iazospermikti (meni örneğinde hiç sperm olmayan).

Araştırmacılar bu erkekleri yaklaşık yedi yıl takip ettiler. Kısır erkeklerin 29'unda ortalama 5,8 yıl sonra kanser gelişti.Eğer kanser oranı genel popülasyonla benzer olsaydı sadece 16,7'sında kanser gelişirdi.Oysa kısır erkeklerde kanser gelişme olasılığı 1,7 kat daha fazla olmuştur.

Daha ileri analizler azospermik erkeklerin genel popülasyona göre üç misli daha fazla kanser tanısı aldıklarını göstermiştir.Ayrıca 30 yaşından önce azospermik olan bir erkekte kanser gelişme riski genel popülasyona göre sekiz kat fazladır.

Daha önceki araştırmalar kısır erkeklerde testis kanseri oranının arttığını bildirmiştir.Fakat azospermik erkeklerde beyin,prostat ve melanom gibi farklı kanser türleri de görülmektedir.
Bu nedenle azospermi tanısı konmuş erkekler ilerleyen yıllarda kanser taramaları konusunda daha özenli olmalılar.

İnsan genomunda bulunan genlerden yaklaşık dörtte biri üreme konusuyla ilgilidir. Bu nedenle kabaca üreme kapasitesi o kişinin genetik sağlığının da bir ölçümüdür."


Op. Dr. Betül GÖRGEN
Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı

d0e6380c877c455ab90938995ba32926

Kas ağrılarına ve kayıplarına ballı çözüm

35 yıllık üretici ve Balın Gurmesi Ahmet Bağran Aksoy, " İşlem görmemiş ham balı düzenli tükettiğinizde günden güne enerjinizin arttığını göreceksiniz. Sağlık ve formda bir yaşam için, spor yapan ve yoğun aktivitesi olanlara ham bal; vücuda kısa sürede etki ederek kas liflerinin gerilmesi ve yırtılması gibi sorunlar ortaya çıkmadan egzersiz sürecinizdeki aşınmaları önlüyor." şeklinde açıklamalarda bulundu.

Yaz aylarının yaklaştığı ve spor salonlarının dolduğu şu dönemde metabolizmamızı hızlandırmak, kaslarımızın yorulmadan verimli çalışmasını sağlamak için çok güçlü bir antioksidan ve enerji kaynağı olan ham balı düzenli tüketmenin oldukça önemli olduğunu söyleyen Balın Gurmesi Ahmet Bağran Aksoy, "Her ne kadar egzersiz yapmak kasları geliştirse de egzersiz sürecinde kas inşa edilirken, kas liflerinin gerilmesi, aşınması ve yırtılması gibi sorunlar ortaya çıkıyor.Bu yüzden vücutlarını geliştirmek isteyen kişiler, her zaman kasları iyileştiren besinlere ihtiyaç duyar. Ham bal, vücuda kısa bir sürede etki ederek enerji düzeyini artırır ve egzersiz sürecinde oluşan aşınmaların da önüne geçer." dedi.


Spor yapanların enerji kaynağı ham bal

Pastörizasyon işlemi görmemiş ham bal tüketiminin önemi hakkında bilgiler veren Etabal Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bağran Aksoy, "Ham bal, kas yorgunluklarının ve ağrılarının giderilmesinde faydalı olmakla beraber kas gelişmesinde de çok katkısı vardır. Sporcular genellikle balın faydalarından yararlanır çünkü dayanıklılığı arttırır ve enerji verir. Bunun yanı sıra bal, kasların geri kazanımı için önemli olan B1, B2, B3, B5 ve C vitaminlerini içerir. Balda bu vitaminler sadece küçük miktarlarda bulunsa da, bu yiyeceğin metabolizmayı iyileştirme potansiyeli vardır." diyor.

Vücuttaki direnci artırıyor, yağ yakımına yardımcı oluyor

Ham bal, vücudun günlük ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri tek başına yüzde 40 oranda karşılıyor. Bu sayede vücut direncinizi artırarak vücudun maruz kaldığı deformeleri kısa sürede yeniliyor.

Spor yaparken vücudundaki yağı yakmak isteyenlere öneride bulunan Balın Gurmesi Ahmet Bağran Aksoy, "Spor esnasında, 1 litre suya 1-2 tatlı kaşığı bal ve limon karışımı kan şekerimizin düşmesini engeller, daha çok yağ yakmamıza yardımcı olur ve kas kaybetmemizi büyük ölçüde önler.


Böylece spor sonrası kas kaybına bağlı yorgunluklar ortadan kalkar ve vücut direncinizi artırır" ayrıca Aksoy, " Ham bal çok etkili bir doğal antioksidandır. Onu tüketerek, vücudunuzun savunma sistemine ve hücrelerinizin yenilenmesine katkıda bulunmuş olursunuz.


a221deedffb34102a0410a48fffbffdd

13 Mart 2020 Cuma

6f14a91e81f34953a7907005e9cb6e3f

Yemekten sonra başlayan karın ağrısı neyin belirtisi?

Yemek yedikten hemen sonra karnınız ağrıyor mu? Son dönemde çok fazla mı kilo kaybettiniz? Bunun sebebi sindirim sisteminin başından sonuna bütün noktalarını tutabilen Crohn hastalığı olabilir! Peki, daha çok bağırsaklarda görülse de akla gelmeyecek birçok noktada sorunlara yol açan bu hastalık nasıl tedavi ediliyor?

Genellikle ince ve kalın bağırsakta görülen bir hastalığın izlerine ağız boşluğunda da rastlanabilir mi ya da cildinizde yaşadığınız bir sorunun nedeni bir sindirim sistemi hastalığı olabilir mi? Eğer hastalık 'Crohn' ise cevabımız, 'evet'. Sindirim sisteminin ağız boşluğu ile kalın bağırsak arasındaki tüm bölümlerini tutabilen ve tuttuğu bölümde kalınlaşma ile ülserlere yol açan iltihabi bir bağırsak hastalığı olan Crohn sadece sindirim sistemini tahrip etmiyor; bağırsak dışı pek çok sistem ve organı da tutabiliyor. Crohn hastalarının en çok korktukları şeylerden biri ise dalgalı bir seyir izleyen bu hastalığın alevlendiği dönemde hastanede tedavi gerektirecek kadar şiddetlenmesi. Neyse ki bu kadar ciddi sorunlar yaratan Crohn'la ilgili geliştirilen yeni ilaçlar tedavide gün geçtikçe daha başarılı sonuçlar alınmasını sağlıyor. Hastalığın etkileri dolayısıyla sosyal hayatları ciddi oranda kısıtlanan ve hayat kaliteleri oldukça düşen Crohn hastaları artık daha etkin tedavilerden faydalanabiliyorlar.


"Bu yeni ilaçların belki de en önemli artılarından biri, uzun dönem kortizona ve buna bağlı yan etkilere maruz kalmadan tedavi imkanı sağlayabilmeleri" diyen Gastroenteroloji Uzmanı Prof.Dr. Hülya Hamzaoğlu hastalığın tipik özellikleri hakkında bilgiler paylaştı:


Yemek sonrasında karın ağrısı başlıyorsa…

Hastalığın en tipik belirtisi genellikle yemek sonrasında ortaya çıkan karın ağrısı. Çoğunlukla göbek çevresi ve altında gelişen karın ağrısının yanı sıra ishal de Crohn'un en sık rastlanan belirtilerinden biri. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu, "Eğer bağırsakta ciddi derecede daralma oluşmuşsa bu kez de karında şişkinlik, ağrı, kusma veya kabızlık da görülebiliyor" diyor. Hastalığın kalın bağırsakta tutulum yapması durumunda ise dışkıyla birlikte kan gelmesi başka bir belirti olarak ortaya çıkıyor. Hastalığın alevlendiği dönemde yorgunluk, halsizlik, yüksek ateş, iştahsızlık, istemsiz kilo kaybı; anal bölge tutulumunda anüs çevresinde çatlak, iltihaplı akıntı yapan fistüller ve apseler görülebiliyor.

Bunlar hastalığı alevlendiriyor!

Crohn halen gizemini koruyan bir hastalık olmakla birlikte ortaya çıkmasında genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülüyor. Ailesinde Crohn öyküsü olan bir kişide hastalığın görülme riski daha fazla. Ayrıca sigara burada da çok olumsuz bir etkiye sahip. Tedaviye başlayan hastanın sigara içiyorsa sigarayı bırakması şart. Gastroenteroloji Uzmanı Prof.Dr. Hülya Hamzaoğlu bunun dışında gıdalarla alınan bazı bakteri, bakteri toksinleri ve virüslerin hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayabildiğini belirterek "Ayrıca hastalığı alevlendirebilen aspirin, antibiyotik ve bazı ağrı kesicilerin alınmasına da dikkat edilmesi gerekiyor" uyarısında bulundu.

Dengeli beslenme daha önemli hale geliyor

Bağırsaklarda emilimi bozan, iştahsızlık ve ishal gibi nedenlerle sıvı, mineral, vitamin, elektrolit oranlarında ciddi kayıplara neden olabilen Crohn, hastaların dengeli beslenmeye fazla dikkat etmelerini gerektiren bir hastalık. İshal döneminde çok posalı yememek ve lifli besinleri azaltmak hastaları rahatlatabilecek bir diğer önlem. Bağırsak kanseri riskini artıran işlenmiş gıdalar ve etler ya da yanmış yağlardan kaçınmak da şart. Yine de iyi haber şu ki: Crohn hastalarının katı bir diyet yapmalarına gerek yok!

Tedavinin ilk basamağı ilaçlar

Gastroenteroloji Uzmanı Prof.Dr. Hülya Hamzaoğlu tedavinin, hafif veya ağır seyirleri olan Crohn hastalığının şiddetine ve en yoğun olarak hangi bölgede yerleştiğine göre belirlendiğini belirterek şunları söyledi: "Tedavide ilk basamağımız ilaçlar. Son yıllarda kullanıma giren Anti-TNF, Anti-integrin ajanlar gibi biyolojik tedavilerle başarı şansımız artmış durumda. Hastalarda daha önceleri kortizon tedavileriyle göremediğimiz endoskopik düzelmeyi saptayabiliyoruz. Yan etki profili bu ilaçlarla, kortizonlu tedavilere göre çok daha az oluyor. Sonuç alamazsak ve gerçekten gerekliyse cerrahi tedaviye başvuruyoruz. Hastalığa neden olan etken ya da etkenler dünyada henüz tam olarak gösterilememiş olsa bile yeni tedavilerle hasta çok daha kaliteli bir yaşam sürebiliyor."

50c55ed2888a469689d7c1c1f32af676