28 Ocak 2020 Salı

Balmain 2019 Pre-Fall

Balmain 2019 Pre-Fall koleksiyonundan sizin için seçtiklerimiz...































fafc2eab75634cb0a871c98aacf92cb1

Emziren anneleri destekleyen 4 harika yenilik

Anneleri ve bebekleri emzirme sürecinde daha da rahat ettirebilmek için tasarlanan ürün ve hizmetlere 4 örnek…



Anneleri ve bebekleri emzirme sürecinde daha da rahat ettirebilmek için tasarlanan ürün ve hizmetlere 4 örnek…
Emzirme, nihayetinde iki kişi arasındadır; bir anne ve bebeği. Ama bu ilişkiyi besleyebilmek adına yapılabilecek çok şey var. Uzmanlar ve yakınlar, kurumlar ve süreci kolaylaştıran anlamlı ürünler, destek sağlayabilir. Annelerin ve bebeklerin emzirme sürecinde daha rahat edebilmeleri için yenilikçi çabalar sarf edilmiyor da değil zaten.
 
Daha iyi süt sağımı
Göğüs pompaları, son birkaç on yıldır pek bir değişime uğramadı; sesli ve temizlenmesi zor yapıları, kötü dizaynları ile annelere zorluk çıkarmaya devam ettiler. Fakat son birkaç yıldır heyecan verici uygulamalara girişildi; 2014 yılında MIT, 'emmeyen göğüs pompası' konulu bir çalışma düzenledi. Ve bu yılın başında, katılımcı şirketlerden birine – Kohana'ya – tasarladıkları pompa prototipinde ilerlemeleri için 10.000$ verdi.   
 
Gala Pompa dizaynı, Kohana'nın kurucuları Susan ve Andrew Thopmson'un buluşu. Pompa, şişirilebilir bir iç lastik kullanarak el hareketlerini taklit ediyor. Ve bu pompa, sutyenin içerisine yerleştirilebildiğinden özellikle de çalışan anneler için rahatlık sağlıyor.
 
Kohana, 30 annenin katılımıyla küçük bir klinik deney gerçekleştirdi ve katılımcıların çoğunluğu Gala'yı, vakumlu pompalarına tercih etti. Şimdi ise Susan ve Andrew, gerekli olan tamamlayıcı deneyleri yapabilmek için ihtiyaç duydukları 40.000$'ı elde edebilmek adına bir kampanya başlattılar.
 
Emzirme danışmanlığı – herkes için
Emzirme, ABD'de önemli bir kamu sağlığı önceliği haline geldi; birçok hastane, anneleri emzirme için teşvik etme çabalarına giriştiyse de, kadınlar eve gittikleri gibi kendilerini çıkmaza düşmüş hissediyorlar. Kaliforniya'nın Riverside ilçesinde, boşluğu doldurmak için etkili bir yol bulundu – ücretsiz, çok dilli, 7 gün 24 saat sertifikalı emzirme danışmanlarının çalıştığı bir yardım hattı. Kadınlar, günün her saati arayıp danışmanlardan birine bağlanabiliyorlar.
 
Geçen yıl, ilçede yaklaşık 30.000 doğum meydana geldi ve bu kadınlardan yaklaşık 10.000'i bu hizmetten yararlandı. Ve bu yardım hattı, kadınlara destek sağlamak isteyen başka bölgelere de esin kaynağı oldu.
 
Rahat emzirme alanları bulma rehberi
Moms, Pump Here adındaki şirket, Nursing Room Locator adında, kadınların bulundukları bölgeyi girip anında yakınlardaki emzirme odalarına erişmelerini sağlayan bir uygulama yaptı.
Uygulama, şu an bünyesinde 1.000'den fazla emzirmeye elverişli bölge barındırıyor ve her birinin fotoğraflarıyla birlikte detaylı yol tarifini sağlıyor. Belirtilen bölgeler, oldukça çeşitli – mağazalar, hava alanları, hastaneler, üniversiteler ve hatta kadınların sıklıkla emzirme için kullandıkları açık alanlar.
 
Model süt bankası
The Milk Bank, prematüre ya da hasta bebeklere pastörize anne sütü sağlayan ve kar amacı gütmeyen bir kuruluş. Ancak bu organizasyon, emziren anneleri başka yollarla da destekliyor; emziren çalışanlarına kolaylık sağlamak isteyen şirketlere model olacak şekilde. The Milk Bank, emziren çalışanlarının altı ay boyunca işe bebeklerini getirmelerine izin veren bir uygulamayı yürürlüğe soktu. Şirketin, geniş, rahat bir emzirme odası var – beş kişinin aynı anda rahatlıkla kullanabileceği kadar büyük. Ve bebekler ofise geldiklerinde, tüm günü anneleriyle birlikte, emerek, uyuyarak ya da oynayarak geçirebiliyorlar. 



7424c7cb84ee4614b866e1f167bb1413

27 Ocak 2020 Pazartesi

Leonardo DiCaprio fahişe ve ayyaşlarla büyümüş

Leonardo DiCaprio çocukluğunun ABD'nin Los Angeles kentinin çok yoksul ve tehlikeli sayılan mahallelerinden birinde geçtiğini açıkladı.



Leonardo DiCaprio çocukluğunun ABD'nin Los Angeles kentinin çok yoksul ve tehlikeli sayılan mahallelerinden birinde geçtiğini açıkladı.
Bu yıl "Para Avcısı" filmindeki rolüyle önemli ödüller alan ve Oscar'a da aday olan Leonardo DiCaprio çocukluğunun ABD'nin Los Angeles kentinin çok yoksul ve tehlikeli sayılan mahallelerinden birinde geçtiğini açıkladı.
 
LA Times Gazetesi'ne konuşan oyuncu, "Büyüdüğüm mahalle fahişeler, ayyaşlar ve uyuşturucu bağımlılarıyla doluydu. Her an her yerde suç işleniyordu. Her köşede bir şiddet görüntüsüne tanık olabiliyordunuz" dedi. Evinin yakınlarında insanların esrar çektiğini, eroin kullandığını ancak kendisinin hiç uyuşturucu kullanmadığını vurgulayan DiCaprio, "Oyunculuk benim kurtuluşum oldu" dedi.



9dd282984e824639ab17fe26e3fd85c9

Gül mayası ve gül reçeli tarifi

Gül mayası nasıl yapılır? En lezzetli gül reçeli tarifi...



Gül mayası nasıl yapılır? En lezzetli gül reçeli tarifi...
Gül reçelinin beni çocukluk yıllarıma götüren bir çok anısı vardır. Babaannemin çiftliğindeki sık yapraklı mis kokulu reçellik pembe güller sepetler dolusu toplanırdı. Bir bölümüyle reçel pişirilir, çoğu kış mevsiminde reçel yapmak üzere mayası yapılırdı. Şimdilerde şehir yaşamında bulmak biraz zor olsa da bazı semt pazarlarında Mayıs ayı boyunca bulmak mümkün. Elinizde fazla miktarda reçellik gül varsa veya hemen reçel yapmak istemiyorsanız aşağıdaki yöntemle hazırlayıp uzun süre dondurucuda saklayabilirsiniz. İhtiyacınız kadarıyla reçel pişirmek çok pratik olacaktır.
 
 
Gül mayası malzemeleri:
40 adet reçellik gül
2 yemek kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı limon tuzu
 
Yapılışı:
1) Gül yapraklarının pembe bölümlerini parmaklarınızla tutup sapından ayırın, dibindeki beyaz bölümlerini reçeli acılaştıracağı için makasla kesip atın.
 
2) Yaprakları zedelemeden soğuk su dolu kapta 15 dakika kadar bekledikten sonra bir kaç defa suyunu değiştirerek yıkayıp süzgeçe alın, temiz bir mutfak havlusu üzerinde sularından süzülmeleri için bekletin. 
 
3) Yaprakları incecik doğrayın, üzerine şeker ve limon tuzunu serperek elinizle iyice ovalayın. Temiz bir kavanoza alarak kapağını sıkıca kapatıp derin dondurucuda saklayın.
 
Gül mayası ile gül reçeli
 
Pişirme süresi:
15 dakika
 
Malzemeler:
2 yemek kaşığı gül mayası
1 kg toz şeker
3 su bardağı su (600 ml)
Yarım çay kaşığı limon tuzu
 
Yapılışı:
Toz şeker ve suyu tencereye alarak orta ateşte şeker eriyene kadar karıştırın. Kaynama noktasına gelince şerbet kıvamı alana kadar yaklaşık 7-8 dakika kaynatın. Gül mayasını ilave ederek 5 dakika daha şerbeti koyulaşıp baloncuklar oluşana kadar pişirin. Yarım çay kaşığı limon tuzu ekleyip 2 dakika sonra ocağı kapatın. Fotoğraftaki gibi küçük bir tabağa kaşıkla akıtın, damla halinde kalıyorsa reçel olmuş demektir, akışkan ise 2-3 dakika daha pişirin. Sıcakken kavanozlara doldurup tamamen soğuyunca kapaklarını sıkıca kapatarak serin yerde saklayın.
 
 
Afiyetle sevgiyle kalın…



636b66b942f74cb5aedc741ef8592eca

19 Ocak 2020 Pazar

MS hastalığının tedavisi nasıl olur?

"Multiple Skleroz nedir? Multiple Skleroz belirtileri nelerdir? Multiple Skleroz tedavisi nasıldır?" MS hastalığı hakkında bilmeniz gerekenler...



"Multiple Skleroz nedir? Multiple Skleroz belirtileri nelerdir? Multiple Skleroz tedavisi nasıldır?" MS hastalığı hakkında bilmeniz gerekenler...
Multipl skleroz (MS), merkezi sinir sistemindeki (MSS) kronik, otoimmün, enflamatuar nörolojik bir hastalıktır. MS'de, merkezi sinir sistemindeki miyelinli aksonlar çeşitli derecelerde tahrip olur. MS'in ilerleyişi oldukça değişken ve öngörülemezdir; her hastada farklıdır. Bazı hastalar hayatını normal / normale yakın olarak sürdürebilirken, bazı hastalarda engellilik gelişebilir. MS için tedavilerin olmadığı dönemlerde hastalar, hastalığın başlangıcından sonra ortalama 15 yıl içinde yürümek için bir desteğe ihtiyaç duymaktaydı. MS'e yönelik tedaviler hastalara ulaştıktan sonra bu durumda belirgin değişiklikler oldu; hastaların önemli bir kısmı ciddi bir engelliliğe sahip olmadan hayatlarını sürdürür hale geldiler. MS, erkeklere kıyasla kadınları iki kat daha fazla etkilemektedir ve Kuzey Avrupalı insanların MS yönünden daha çok risk taşıdıkları görülmektedir. Hastalığın tanısı, beynin manyetik rezonans görüntülemesi (MR) ve beyin-omurilik sıvısının muayenesi gibi ek testlerden elde edilen destekleyici kanıtlarla birlikte klinik bulgular temelinde koyulmaktadır. MS genellikle 20 ila 40 yaş arası yetişkinlerde görülmektedir; bazen çocukluk ve ileri orta yaş dönemlerinde de ortaya çıkmaktadır. MS'in sebebi bilinmemektedir ancak çevresel faktörler, immunolojik faktörler ve genetik faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir.
 
Türkiye MS Derneği ve Merck Türkiye iş birliğinde düzenlenen basın toplantısında Türkiye MS Derneği Başkanı Uzm. Dr. Melih Tütüncü ve Nöroloji Uzmanı Dr. Serkan Demir, MS hakkında bilgi verdi.
 
Dünya MS Günü'nün bu yılki teması "MyInvisibleMS/Fark Edilmeyen MS" olarak belirlendi. Bu tema ile MS'in görünmez belirtileri ve MS'in yaşam kalitesi üzerindeki görünmeyen etkisi konusunda farkındalık yaratılması hedefleniyor.
 
MS nedir?
Türkiye MS Derneği Başkanı Uzm. Dr. Melih Tütüncü, Multipl Skleroz (MS)'in beyinde ve omurilikte, bağışıklık sisteminin yanlış çalışması nedeniyle merkezi sinir sisteminde mesajları taşıyan sinir telleri etrafındaki koruyucu kılıfın (miyelin kılıfı) ve beyin hücrelerinin hastalığı olduğunu belirterek "MS, merkezi sinir sistemi ile organların bilgi iletişimini sağlayan omuriliğin miyelin tabakası ve sinir hücreleri üzerindeki fiziksel tahribatın bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır" dedi. Uzm. Dr. Melih Tütüncü, dünyada 3,5 milyon kişinin MS hastası olduğunu, Türkiye'de 70 bin ve üzerinde MS hastası olduğunun düşünüldüğünü söyledi.
 
Ms hastalığının belirtileri nelerdir?
Hastalığın ilk belirtilerinin birkaç gün içinde ortaya çıktığını ifade eden Uzm. Dr. Melih Tütüncü, bu belirtilerin alevlenmeler ve düzelmelerle seyrettiğini, başlangıç dönemlerinde tam bir düzelme gösterirken, az sayıda hastada baştan itibaren düzelmeler olmaksızın kötüleşme söz konusu olabileceğini söyledi. Uzm. Dr. Melih Tütüncü, MS belirtilerine ilişkin şu bilgileri verdi:  "MS belirtileri, şiddet ve seyir yönünden hastadan hastaya çok büyük değişiklikler gösterebilir. Belirtiler etkilenen sinir sistemi bölgesine göre değişir. Bunlar arasında karıncalanma, uyuşma, halsizlik, denge bozukluğu, çift görme, görme azlığı, konuşma bozukluğu, titreme, kol ve bacaklarda sertlik, güçsüzlük, idrar kaçırma veya yapamama, cinsel sorunlar sayılabilir. Tanımlanan belirtilerin bir ya da birkaçına birlikte rastlanabilir" dedi.
 
Kadınlarda görülme sıklığı artıyor
Uzm. Dr. Melih Tütüncü, hastaların yaklaşık 3'te 2'sinde ilk belirtilerin, 20-40 yaşlar arasında ortaya çıktığını ifade ederek "Ancak 10 yaş gibi erken başlangıçlı hastalar ve 40 yaşından sonra başlayan vakalar da vardır. Kadın-erkek dağılımı açısından kadınlarda 2 kat daha sıktır" dedi.
 
MS'te doğru bilinen yanlışlar
MS'le ilgili toplum genelinde doğru bilinen yanlışların da hastalar üzerinde olumsuz etkileri olduğunu belirten Uzm. Dr. Melih Tütüncü, bunların önüne geçmede bilgilendirmenin önemine işaret ederek şunları söyledi: "Bu hastaların çocuk sahibi olamayacağına ilişkin bir kanı var. Bu tamamen yanlış, MS'li bireyler çocuk sahibi olabilirler. Hamile kalmanın zamanını mutlaka doktoru ile planlamalı. Belden sıvı alınmasının kısırlığa yol açtığı ya da felç bıraktığı iddiası var. Bu işlem sezaryende de kullanılan spinal anestezi ile aynı işlemdir. MS'in bulaşıcı olduğuna dair bir iddia var; bu da doğru değil. MS bulaşıcı değildir. Stres faktörü sayılıyor ama stres hayatın içerisinde zaten var. Stressiz hayat mümkün değil, biz hastalarımızdan hayatlarını değiştirmelerini istemiyoruz. Hastalarımıza 'Hayatta hedefiniz ne ise onun peşinde koşmaya devam edin' diyoruz. Güneşe çıkılmaması lazım diye söyleniyor ancak bu da doğru değil. Tam tersi D Vitamini alması gerekiyor. Burada güneşle ısıyı ayırt etmek gerekiyor. Isı MS hastalarında bazen yalancı atakların tekrar hissedilmesine sebep olabiliyor. Hastaya güneşlenin ama süresine dikkat edin diyoruz. Bitkisel tedaviler ve alternatif tedaviler öneriliyor. Beslenmeyle MS'i yenemezsiniz. Çeşitli bitkilerin iyi geldiği iddiası doğru değildir. Sağlıklı beslenme yani herkes için geçerli olan Akdeniz mutfağı beslenme tarzı öneriyoruz. Tuzu az diyet öneriyoruz. Tuz, inflamasyonu tetikleyebiliyor. Fazla şekerli gıdalar tüketmeyeceksiniz, kilonuza dikkat edeceksiniz. Sigaradan uzak durulması gerekiyor. Sigara eğer hasta bir atak geçirecekse onu %50 oranında öne çekiyor. MS'te kullanılan tedavilerin etkisini azaltıyor ve kötü seyretmesine yol açabiliyor." Uzm. Dr. Tütüncü, MS'in genetik bir hastalık olmadığını, MS'li anne ve babanın çocuğunda MS'in ortaya çıkma ihtimalinin biraz daha yüksek olduğunu kaydetti.
 
MS, kişiye özel bir hastalık
Türkiye MS Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Proje Sorumlusu Uzm. Dr. Serkan Demir ise tanıya nasıl gidilmesi gerektiği, tedavi yöntemleri ve süreçleri hakkında bilgi verdi. MS'in herkeste farklı şekillerde ortaya çıktığını ve seyir gösterdiğini ifade eden Uzm. Dr. Serkan Demir, "MS, 1001 yüzü olan bir hastalık. Kişiye özel bir hastalık ve kişiye özel tedaviler gerekiyor. Amacımız hastanın günlük hayatına devam etmesi ancak her hasta için çizeceğimiz yol haritası çok farklı oluyor. MS geçmişe oranla günümüzde ileri tedavi yöntemleriyle etkileri azaltılabilen ve kontrol altına alınabilen bir hastalık. Bugün hastalığı %80-90 oranında kontrol altına alabiliyoruz. Özellikle 90'lardan sonra MS tedavisinde modern yöntemler ve yeni tedaviler girdi. Artık her hasta için yapacak bir şey mutlaka var" dedi. Hasta ve hasta yakınları için moral ve desteğin önemine işaret eden Uzm. Dr. Serkan Demir, Türkiye MS Derneği olarak hasta ve hasta yakınlarına psikolojik destek verdiklerini de söyledi.
 
MS teşhisi nasıl konulur? MS tedavisi nasıldır?
Nöroloji Uzmanı Dr. Serkan Demir, ayrıntılı bir nörolojik muayenenin yapılması gerektiğini belirterek "Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) ile MS hastalığında oluşan plakların mevcut durumu araştırılır. MRG, yumuşak doku hassasiyeti en yüksek olan görüntüleme yöntemidir. "Uyarılmış potansiyeller" adı verilen ve merkezi sinir sisteminin belli bir uyarıya verdiği yanıtı ölçen testler de uygulanmaktadır" dedi. MS teşhisi konulduktan sonra tedavi sürecinin önemli olduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Serkan Demir, "Tedavi sürecinde hastaya özel tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Bunlar, atak tedavisi, koruyucu tedaviler ve de destek tedavileri şeklinde üçe ayrılıyor. Atak dönemlerinde yüksek doz kortizon tedavisi kullanılırken, koruyucu tedaviler olarak artık enjeksiyon, hap ve serum tedavileri şeklinde geniş yelpazede seçenekler sunabiliyoruz. Birçok hastamız 1.basamak tedavilerle kontrol altında tutulurken, yanıtsız veya tolerans problemi yaşayan hastalarımızda ya üst basamak tedavilere geçebiliyor ya da benzer etkinlikte farklı yolla kullanılan başka bir ajana geçebiliyoruz. Özellikle interferonlar yaklaşık 25 senedir klinik kullanımda olan ve oldukça güvenli ajanlar" şeklinde bilgi verdi.
 
MS'li bireyler hayatlarını sürdürebilir
Nöroloji Uzmanı Dr. Serkan Demir, hastalığın tedavi sürecinin iyi bir şekilde takip edilmesinin MS hastalarının yaşam kalitesini de iyileştireceğini belirterek "Bu hastalar, tedavilerini aksatmadıkları takdirde normal bir hayat sürebilir. Evlenebilir, çocuk sahibi olabilir" dedi. Demir, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hekimler olarak başlıca amacımız hastalarımızın hayat kalitelerini yükseltmek. Ayrıca mevcut yaşantılarını sürdürebilmeleri için bir anlamda yaşam koçluğu da yapıyoruz".
 
MS hastalarının günlük yaşamda karşılaştığı sorunlar
MS'li birçok kişinin kas problemleri yaşadığını belirten Dr. Serkan Demir, "Bazı hastalarımızda bulgular yorgunluk, ağrılı kas spazmları, ani kas gerilmeleri ve kaskatı kesilmek ya da harekete direnç göstermek şeklinde olabilir. Bu bulgular, hareketi kontrol eden beyin ve omurilik sinirleri etrafında demiyelinizasyon meydana gelmesi sonucu oluşur. Yemek yemek gibi temel bir işlev için sürahiden bardağa su koymak, tencereyi taşımak gibi basit işler bile oldukça zor bir hale gelebilir" dedi.
 

 
MS çeşitleri nelerdir?
 
Uzm. Dr. Gülten Özdemir, MS hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.
   
1- İyi huylu MS (Benign)
Bu tipte hafif ataklar vardır ve atakları tam düzelme takip eder. Zamanla biriken bir kötüleşme olmaz ve kalıcı bir hasar bırakmaz.
 
2-Tekrarlayan ve düzelen MS (Relapsing-remitting)
Bu MS türü, en sık görülen MS cinsidir. MS hastalarının yüzde 75- 80'inde hastalık tekrarlayıp düzelen bir yapıda ilerler. MS hastalığının bu çeşidinde hastalar genellikle kendilerid e farkına varmadan uzun bir dönem MS atakları geçiriyorlar ve kendiliğinden düzelebiliyorlar. Yani bu MS tipinde hastalık ATAK – İYİLEŞME – ATAK – İYİLEŞME şeklinde ilerler. Buradaki iyileşmeler ilk başlarda neredeyse tama yakın oluyor.
 
3-İkincil ilerleyici MS
Seconder Progressive dediğimiz bu MS türü, ATAK – İYİLEŞME – ATAK – İYİLEŞME şeklinde ilerlerken, hasta bir atak geçiriyor fakat bu ataktan iyileşemiyor. Örneğin hasta dengesizlik yaşıyor ve hasta bir daha da iyileşemiyor ve dengesiz kalıyor veya bacağında güçsüzlük oluyor fakat bu hastalıktan hasta geri iyileşemiyor.
 
4-PrimerProgressive (yatağa bağlı ) MS
Primer  Progressive MS hastalığının  çeşitleri arasında en tehlikeli olanıdır. Bu türde hastalar tek bir atak geçiriyorlar ve bu ataklardan iyileşme olmuyor. Hastanın durumu giderek kötüleşiyor. Çok nadir rastlanan bir türüdün; yüzde 5 oranında görülür.
 
5-Malburg
Bu, MS'in en tehlikeli türüdür. Malburg cinsi MS'te hastalar bir atak geçiriyorlar ve hastayı bu atakla kaybediyoruz. Bu da çok nadir görülen bir MS türüdür.
  
Atak ne demektir?
Hastalıkla ilgili klinik bulgulardan bir ya da bir kaçının en az 24 saat süreyle ortaya çıkması ve bunların en az 1 ay süreyle devam etmesidir. MS hastalığında bir atağa atak diyebilmek için en az 24 saat sürmesi gerekir. İkinci bir atak geçiriyor diyebilmemiz için ise iki atak arasında en az bir aylık bir sürenin geçmesi gerekiyor. Günler, haftalar veya aylarca süren ataklar olabilir. Genellikle ardından düzelme dönemi ortaya çıkar. Hastaya ve hastalığın tipine göre ataklar değişebilir, MS ataklarının ne zaman ve ne sıklıkla ortaya çıkacağı önceden kesinlikle tahmin edilemez.
 
MS hastalığında erken teşhis neden önemlidir?
Erken teşhis son derece önemlidir; çünkü erken teşhisle hastalığın gidişatı değiştirilebilir ve hastalık yavaşlatılabilir. MS hastalığının ilerlemesi demek, hastaların sakat kalması anlamına gelir. İşte bu nedenle MS hastalığına multi-displiner bir yönden yaklaşılmalı ve vatandaşların özellikle de genç nüfusun bilinçlendirilmesi gerekir. Erken tanının bir diğer önemi ise şudur; MS teşhisi hayatınızı planlarken önemlidir. Düşünün, 22 yaşındasınız, üniversiteye gidiyorsunuz ve size MS gibi çok ciddi bir hastalığın tanısı söyleniyor. Bu durumda hayatınızı buna göre planlamanız gerekiyor. Örneğin; askere gidebilecek misiniz, çocuk yapabilecek misiniz, mesleğinizde neyi seçeceksiniz?
 
 
 
MS hastalığının tedavi yöntemleri nelerdir?
 
MS hastalığının iki çeşit tedavisi vardır bunlar;
 
1-Atak tedavisi: 1950'lerden beri uygulanan bir yöntemdir. Hastanın geçirdiği atağa göre tedavi uygulanır.
 
2-Kortizon tedavisi: Bu tedavi yönteminin İmnun sistemini bastıran bir yapısı bulunur ve MS hastalığının tedavisinde kullanılan etkili bir yöntemdir.
 
Bu iki ana tedavinin yanı sıra interteron gibi koruyucu tedavilerde bulunmaktadır. İnterteron tedavisi gibi tedaviler bağışıklık sisteminin yönünü çeviren tedavilerdir. Biz buna imnun modülatör diyoruz. Bu tedaviler cilt altından ve kas içine yapıldığı için hastaları çok rahatsız eden tedavilerdir. Bu tedavi yöntemiyle aynı şeker hastalarında olduğu gibi hastalar düzenli olarak iğne yapılması gerekiyor. Bu iğnelerden bir tanesi her gün yapılıyor. Bu durumda hastalara oldukça acı veren bir durum. Bunun yanı sıra MS tedvisinde kök hücre nakli gibi tedavilerde günümüzde uygulanmaktadır. Ancak şunu eklemek gerek; MS şeker hastalığı gibi ömür boyu süren bir hastalıktır. MS hastalığının başlangıcı ve bitişi yoktur. Yeni çalışmalar yeni ışıklar olmasına rağmen MS hastalığını tamamen yok edebilecek bir tedavi yöntemi henüz bulunmamaktadır.
 
MS hastalığına uyum sağlamak...
MS hastası olmak, yaşadığınız yerde veya evinizde herhangi bir değişiklik yapmak anlamına gelmez ama bazen, bazı düzenlemeler yapmak günlük yaşamın devam ettiğini garantiye almak ve buna uyum sağlamayı kolaylaştırır. Yapılan bu uyarlamalarda bir ev sahibi olmak gerekmez. Ev sahipleri, engelli kiracıları için makul ayarlamalar yapmaları gerekebilir.
 
Yardım ve ekipman bulmak
Yardımcılar ve ekipmanlar hakkında nereden bilgi alabilirim!
Mesleki tedavi değerlendirmesi
Ev geliştirme ajansları
İlerisini planlama
Evde büyük ayarlamalar yapma

 
Oda oda ayarlama fikirleri
Mutfak
Banyo
Yatak odası
Oturma odası
Merdiven
Girişler ve çıkışlar
İzlenen alarmlar
Bahçe

 
Büyük uyarlamalar – Ev taşıma
Yer
Evin uygun bir düzeni var mı?
Uygun bireysel oda düzeni var mı?

 
Yeni bir ev bulmak
Ev sahipleri
Huzur evi
Erişilebilir yeni yurtlar
Yerel yönetim ve konut dernek evleri
Konut swapları
Uzman konut birlikleri
Taşınabilir ev için mali destek

 

 
MS hastalığının etkileri ile yaşamak
 
Multipl skleroz (MS), bir kişinin hayatında gelen öngörülemeyen, davetsiz misafir gibidir. Bu hastalıkla yaşamayı öğrenmek için birkaç ipucu almak sizin için iyi bir fikir olabilir:
 
MS tanısı- kaybetmekle başa çıkma
Yas sürecini anlamak
İnkar
Öfke
Pazarlık
Depresyon veya üzüntü
Kabullenme

 
MS hastalığında duygusal tepkilerin kontrol altına alınması
Korku yönetimi ve endişe
MS'li kişilerin ortak korkuları
Endişe için profesyonel destek

 
Korku ve endişe yönetimine yardımcı olmak için bazı stratejiler 
Endişe zamanı ayarlaması
Korkuları paylaşmak
'Endişe ile başa çıkma' listesi hazırlamak
Olumlu ve olumsuz cevaplar listesi başlatmak
MS'li kişilerde stres yönetimi teknikleri

 
Neleri kontrol edip edemeyeceğinizi öğrenin 
Kontrol etmekte sıkıntı çekiyorsanız, güvendiğiniz birinden destek isteyin
Gerçekçi hedefler belirleyin ve önceden plan yapın
Negatif konuşmalarınızı gözleyin ve düşündüğünüz ve konuştuğunuz şeklin birbiriyle çelişip çelişmediğine bakın
İki ay boyunca bir stres günlüğü tutun
İlişkilerinizi yeniden tanımlayın
Tamamlayıcı tedavileri düşünün
Egzersiz yapın
Size keyifli gelen normal günlük aktiviteler bulun
Kendinize dinlenme ve sakin nefes teknikleri öğretin

 
Multipl skleroz hastalığının nedenleri ile ilgili bir diğer görüş ise şöyle:
MS hastalığının ortaya çıkması ve gelişmesinin nedeni olarak bilinmeyen bazı durumlardan dolayı vücudun bağışıklık sisteminin sinirlerine saldırısı olarak gösterilmektedir. MS hastalığı kalıtsal bir bozukluk olarak kabul edilmemesine rağmen, ikiz çalışmalar bazı genlerin varlığı için tek bir bireysel hassasiyetin önemini vurgulamaktadır. Fakat diğer faktörler, muhtemelen bir viral enfeksiyon, aynı zamanda anormal bir duyarsızlığı tetikleyici bir rol oynar. Doğum öncesinde de hiçbir test bu hastalık için uygun olmamaktadır.
 
Prognoz nedir?
Hastalığın sonucu değişkendir, bu yüzden tahmin etmek çok zordur. Bu hastalık kronik ve tedavi edilemez olmakla birlikte, yaşam beklentisi normal veya neredeyse normaldir. MS hastalığı olan insanların çoğu yürümeye devam edecek durumda olmakta ve 20 veya daha fazla yıl boyunca az engelli ve iş başında işlev görememektedirler.
 
Aşağıdaki maddeler genellikle iyi bir bakış açısına sahip olmaktadır:
 
Hastalık başladığında genç olmak önemlidir (30 yaşından az)
Nadir saldırıları olan insanlar daha şanslı olmaktadır.

 
Saldırılar ne sıklıkla oluyor ve bunlar ne kadar sürüyor sorularına cevap almak önemlidir. Ve her saldırıdan merkezi sisteminin parçaları etkilenmektedir. Bu saldırılar arasında çoğu insan normal veya normale yakın işlevine geri dönmektedir. Zamanla, bu saldırılar arasında daha az ilerleme ile daha az fonksiyon kaybı oluyor. Herhangi bir destek sistemi olan kişiler, genellikle evlerinde tedavilerinin yürütülmesi için kalmayı başarabilmektedirler.
 

 
MS tedavisindeki gelişmeler umut veriyor
 
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, belli genetik özelliklerin yanı sıra, D vitamin eksikliği, virüs enfeksiyonları, aşılar, sigara, stres, aşırı tuz tüketiminin MS' in ortaya çıkmasında tetikleyici nedenler arasında yer aldığını anlatıyor.
 
Hastaların yüzde 85'inde aniden ortaya çıkıyor
Dünyada 2,3 milyon MS hastası olduğu düşünülüyor ve epidemiyolojik çalışmalar görülme sıklığının ekvatordan uzaklaştıkça arttığını gösteriyor. Çalışmalardan yola çıkılarak, ülkemizde de yaklaşık 35 bin MS hastası olduğu tahmin ediliyor. 2013 yılından bu yana MS'in 'Ataklı MS' ya da 'Progresif MS' olmak üzere 2 tipte ele alınmaya başlandığını söyleyen Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, hastaların yüzde 85-90'ında MS' in bir anda ortaya çıkan ve ataklarla seyreden tipinin görüldüğünü belirtiyor. Belirtilerin daha yavaş gözlendiği, başlangıçtan itibaren de ilerleyici özellikteki grup ise hastaların yüzde 10-15'ini oluşturuyor.
 
Kadınlarda daha fazla görülüyor
MS, hastaların üçte ikisinde 20-40 yaş arasında ortaya çıkarken, üçte birinde 40 yaş üstünde ya da 20 yaş altında başlıyor. 55 yaşın üzerinde ise risk belirgin olarak azalıyor. Kırk yaş altında başlayan ataklar ve düzelmelerle giden ataklı MS, kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık 2,5-3 kat daha sık görülüyor. 40 yaş sonrası başlayan progresif MS ise kadın ve erkek oranları benzerlik gösteriyor.
 
Belirtilerin kendiliğinden geçmesi tanıyı geciktiriyor
MS'in kişiden kişiye değişken belirtileri özellikle hastalığın başlangıç dönemlerinde kendiliğinden de düzelebiliyor. Bu nedenle hastaların hekime başvurmadığına ve dolayısıyla da tanının gecikebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, MS hastalarında görülebilecek bulguları şöyle sıralıyor: "Başlıca belirtileri arasında vücudun çeşitli bölgelerinde özellikle gövdede, yüzde, kollar ya da bacaklarda uyuşukluk, karıncalanma, güçsüzlük, görme keskinliğinin azalması ya da çift görme, baş dönmesi, dengesizlik, beceriksizlik, idrar kaçırma ya da idrar yapamama, dışkılama sorunları ve yorgunluk bulunuyor. Nadiren bellek sorunları, duygu durum değişiklikleri, cinsel işlev bozuklukları, konuşma bozuklukları, baş ağrısı, uyku bozuklukları ya da epileptik nöbetler de gözlenebiliyor."
 
24 saatten uzun süren belirtilere dikkat!
Ataklar ve düzelmelerle seyreden yaygın formunda belirti ve bulguların 24 saatten uzun sürdüğü dönemler 'atak dönemi' olarak tanımlanıyor. Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, "Atak dönemlerde gözlenen bulgular kendiliğinden ya da kortizon tedavisiyle tam ya da tama yakın düzeliyor. Ancak hastaların bu belirtileri dikkate almaları ve 24 saatten uzun sürmesi durumunda da mutlaka bir hekime başvurmaları gerekiyor. Çünkü, bu dönemde hastalığın seyrini etkileyen tedavilere başlanması ve düzenli kullanılması, yakın doktor izlemi gelecekte özürlülük oluşumunun engellenmesi açısından son derece önemlidir" diyor.
 
Aşırı stres riski artıyor
Çok sık viral enfeksiyon geçirenlerde, özellikle Epstein Barr virüs enfeksiyonuna maruz kalanlarda, D vitamin eksikliği olanlarda, aşırı stres altında yaşayanlarda MS gelişme riskinin arttığını söyleyen Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, "MS kalıtsal bir hastalık değildir ancak ailesel yatkınlık gözlenebilir. Bu nedenle göreceli olarak risk altında olabileceğini düşündüğümüz kişilerde MS gelişim riskini azaltmak için D vitamini eksikliğinden, aşırı stresden kaçınmalarını, sigara içmemelerini, aşırı tuz tüketmemelerini, sağlıklı beslenmelerini, spor yapmalarını öneriyoruz" diyor.
 
İlk 10 yıl hastalığın seyrini belirliyor
MS'nin tanısında hastada ortaya çıkan belirtileri çok iyi dinlemek yani ayrıntılı öykü almak çok büyük önem taşıyor. Tanıyı kesinleştirmek amacıyla da beyin ve omuriliğin kontrast madde vererek Manyetik Rezonans (MR) görüntüleme ile değerlendirilmesi gerekiyor. Bazı vakalarda, kesin tanı için beyin omurilik sıvısının (BOS) incelenmesi, kan testleri ve elektrofizyolojik çalışmalar da gerekebiliyor. Hastalığın seyrinin nasıl devam edeceğini gösterdiği için tanı konduktan sonraki ilk 10 yılın çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, "Çevresel faktörlere bağlı olarak ikinci hatta üçüncü 10 yılda da hastalığın seyrinde değişme ihtimali olsa da yakın hekim izlemi ile hastalık kontrol altında tutulabiliyor" diyor.
 
MS tedavisi, sabır ve kararlılık gerektiriyor
MS tedavisinde, hastalığın aktivitesini mümkün olan en erken dönemde kontrol altına almak, atakların önüne geçmek ve özürlülüğü engellemek amaçlanıyor. Geçtiğimiz son 10 yılda çıkan yeni ilaçlarla bu konuda önemli yol kat edildiğine işaret eden Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, tedavi başarısında, tanının erken evrede konması ve hastaların tedaviye uyumunun çok önemli olduğuna işaret ederek şöyle konuşuyor: "Günümüzde tedavi açısından pek çok seçeneğe sahibiz. Her hasta için, hasta özelinde karar verilerek uzun dönem kullanılması gereken tedaviye başlanabiliyor. Özellikle erken dönemlerde atak geçirilip, belirtilerin ortadan kalkmasıyla hastalar rahatladıkları için tedavilerini aksatabiliyor ya da bırakabiliyor. Ancak, gelecekte özürlülük oluşmaması için bu dönemde tedavilerini sürdürmelerinin son derece önemli olduğunun unutulmaması gerekiyor."
 
Düzenli ve sağlıklı yaşam atakların önüne geçiyor
MS ataklarını kontrol etmenin en önemli yolunun atakları öneyici tedavilerin düzenli olarak uygulanması olduğuna işaret eden Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, "Ayrıca düzenli uyumak, Akdeniz tipi beslenmek, egzersizin yapmak, yorgunluk, stres ve sık viral enfeksiyonlardan kaçınmak, sigara içmemek ve hekime danışmadan canlı virüs aşısı yaptırmamak da ataklardan korunmada önem taşıyor" diyor.
 

 



ce3ff0781e364f6189a2ce265af63c52

Sakız kabaklı fesleğenli cacık

Müjgan Yurtseven'den nefis sakız kabaklı fesleğenli cacık tarifi...



Müjgan Yurtseven'den nefis sakız kabaklı fesleğenli cacık tarifi...
Tarif defterimden;
Kabakları pişirmeden kısa sürede hazırlayabileceğiniz leziz ve sağlıklı cacığı hafif bir öğün  veya meze olarak tüketebilirsiniz.
 
Servis: 4 kişilik
Hazırlama süresi: 15 dakika

 
Malzemeler:
4 adet orta boy sakız kabağı
6-7 sap taze fesleğen
1 avuç dolusu ceviz içi
1 çay kaşığı sarımsak tozu
1 çay kaşığı tuz
500 gr süzme yoğurt

 
Üzerine;
1 yemek kaşığı sızma zeytinyağı
1 çay kaşığı toz kırmızıbiber

 
 
Yapılışı:
*Kabakları yıkayıp kabuklarını soymadan rendeleyin. Fesleğenleri yıkayıp incecik doğrayın. Ceviz içlerini elinizle iri parçalara ayırın.
*Tüm malzemeleri karıştırıp servis tabağına alın. 
*Üzerine zeytinyağı gezdirin, toz biber serperek tüketene kadar buzdolabında saklayın.
 
Afiyetle sevgiyle kalın...
 
 



dd55601e24be4bd388dfa5445f922e0a

14 Ocak 2020 Salı

Ruh sağlığınızı korumak için iş ve özel hayatınızı dengeleyin!

Çalışanlar için iş hayatı günlük yaşantının önemli bir kısmını oluşturuyor. Bu nedenle iş hayatında yaşanabilecek olumsuzluklar genel ruh sağlığını olumsuz etkileyebiliyor.



Çalışanlar için iş hayatı günlük yaşantının önemli bir kısmını oluşturuyor. Bu nedenle iş hayatında yaşanabilecek olumsuzluklar genel ruh sağlığını olumsuz etkileyebiliyor.
Birine mutsuzluğunun sebebi sorulduğunda çoğu zaman iş hayatı ile ilgili yakınmalar duyarsınız. Aslında bu durumun tek sorumlusu iş hayatı değil, kişiliği ve kişisel kabulleri sonrasında iş yerindeki sisteme dahil olup olamayışıdır. Mutsuzluk kaynağı olarak işin işaret edilmesinin çok farklı açılardan ele alınabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Psikolojik Danışmanı Necmiye Doğruer, bu anlamda "sistemde kişiler arası ilişkiler ve bağlara" çok dikkatli bakmak gerektiğini söylüyor. Necmiye Doğruer, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı gününde iş hayatında mutluluk için önerilerde bulunuyor:
 
Duygusal ihtiyaçlarınızı iş yerinde gidermeye çalışmayın: İşin ve iş yerinin yaşamdaki yeri, iş hayatının nasıl algılandığı, yorumlandığı oldukça belirleyicidir. İş, yaşamımızı idare ettirebilmek için gerekli maddi kaynağı sağlayan bir araçtır, yaşamın tamamı olarak algılamamak gerekir. Kendi özel ilişkilerimizde alamadıklarımızı, profesyonel ilişkilerde almaya çalışmak mutsuzluğa yol açabilir. İş yerleri belli görevleri yerine getirmek ve bir ekip çalışmasıyla başarıya ulaşmak için kurulmuştur. Duygusal ihtiyaçlara yönelik bir yapı olmaması aile ve sosyal yaşamdan ayrıldığı en önemli noktadır.
 
İlişkilerinizde açık ve net olun: İş yapmak, mesleğimizi icra etmek en kolayıdır. Yorgunluk, mutsuzluk ya da tam tersi mutluluk ve doyum getiren aslında iş yerindeki ilişkiler ağı ve dengelerdir. Tüm ilişkilerde olduğu gibi iş ilişkilerinde de temel malzeme insandır. Tüm süreç bu insanların birbirleriyle ve işyeriyle kurdukları ilişkiler üzerinden yürür. Birçoğumuz, kalabalık bir kadronun ve ast-üst ilişkilerinin var olduğu yapılanmalarda çalışıyoruz. Çoğu zaman da sorun yaşanan alanın kaynağı tam da burası oluyor. İşte bu noktada herkes net ve birbirinden ne talep ettiği ile ilgili açık ve bilgi sahibi olduğunda büyük sorunlar yaşanmadan, günlük rutinde yaşanan aksamalar ve çatışmalar aşılabiliyor. İş yerinin gelişmesi ve sürekliliği için tüm çalışanların ortak bir duygu ve çaba içerisinde olması da büyük önem taşır. Çünkü ancak "başarılı iş" mutluluk getirir.
 
Açık olun, bir şeye kızdığınızda, onaylamadığınızda, kabulleriniz dışında olduğunda bunu dile getirin. Kızgınlığın oluştuğu anda söylenmesi ruhsal bünyenizde şişkinlik yaratmasından iyidir. Unutmayın dillendirmediğiniz kızgınlık, hiç de istediğiniz sonucu vermeyecek bir zamanda ortaya dökülebilir.
 
Dengelere önem verin: Sistemde herkesin bir yeri ve önemi vardır. Bu önemli mesele ıskalandığı zaman dengeler bozulabilir, büyük sorunlar ve verimsizlikler baş gösterebilir. En alttan en üst kademeye kadar herkesin hakkının gözetilmesi ve hak ettiği değeri görmesi, saygı duyulması, hakkaniyetli kazanımlarının olması herkes için rahatlatıcı ve mutluluk getirici bir durumdur.
 
Rekabeti kibir ile karıştırılmayın: Dozunda bir rekabet iş yaşamında geliştirici ve motivasyonunu artırıcı bir rol oynasa da kibir ve "ben daha iyiyim" bakışıyla bir başkasının değerini düşürmeye çalışmak iyi sonuçlar getiren bir yaklaşım değildir. İhtiyaç duyulan dengeleri çok kolay bozabilen bu bakış ve tavır iş yaşamında en büyük huzursuzluğu getirir. Pozisyon farklılıkları ne olursa olsun, herkesin birbirinin yaptığı işe ve yeterlilik düzeyine saygı duyması gerekir.
 
İş arkadaşlarınızı sevmek zorunda değilsiniz:  İş arkadaşlarımızı seversek, iş hayatımızın daha iyi gideceği gibi bir düşünce sıklıkla empoze edilse de iş arkadaşlarımızı sevmek ve yakın ilişki kurmak zorunda değiliz. Birbirimizin varlığına ve pozisyonlarına saygı duymamız yeterlidir. Sağlıklı bağlanabilen kişi, şefleri, çalışanları ve meslektaşları ile sadık bir şekilde işbirliği yapar ve onlara yerinde bir saygı ile davranır.
 
İşinizin, mesleğinizin önemine inanın: Mesleğimizle olan ilişkimiz de çalışma tarzımız ve sistemdeki duruşumuzu etkiler. Gerekliliğine, önemine ve işe yarar olduğuna inandığımız bir meslekle ancak başarılı olabilir ve hatta çalıştığımız kuruma bir katkı da bulunabiliriz.
 
Başarı da başarısızlık da ortaktır: Başarı ya da başarısızlıkta en alt kademeden en üstteki yöneticiye kadar her çalışanın payı bulunur. Bunu bilmek her çalışanın kurumsal aidiyetini artırır. Çalışanların kurumsal aidiyet hissediyor olmaları hem kendi başarılarını hem de kurumun başarısını artırır. Kurumsal aidiyeti sağlayan şeylerin başında ekip olmak ve sağlıklı bir ekip çalışması gelir. Günümüzde birçok şirkette "aile olmak" üzerine vurgular yapılır oysaki bu sağlıklı bir yaklaşım değildir, ancak aile değil ekip olunabilir.
 



63b0eb61c1bf4a32b4d71dfb4ad85a46

Kadın vücudu cinsiyete göre süt üretiyor

Araştırmacıların anne sütü konusunda yaptıkları son araştırma bir hayli dikkat çekici. Anne sütünün formülü kız ve erkek cinsiyetlerinin büyüme ihtiyaçlarına göre farklılık gösteriyor.



Araştırmacıların anne sütü konusunda yaptıkları son araştırma bir hayli dikkat çekici. Anne sütünün formülü kız ve erkek cinsiyetlerinin büyüme ihtiyaçlarına göre farklılık gösteriyor.
Maymunlarda ve insanlarda yapılan anne sütü testlerine göre zaten yağ, protein, şeker, mineral, vitamin ve hormonlar açısından sütler de ciddi farklılıklar var, ancak kız bebeklerin ve erkeklerin ihtiyaçlarına göre sütün gösterdiği farklılık da ciddi anlamda önem kazanıyor. 
 
Sütün içeriği bebek gelişiminde ve aynı zamanda davranış geliştirme safhalarında oldukça ehemmiyetli, anne sütünün sağladıkları da insanlarda hayat boyunca etkili oluyor. Bilim insanları da anne sütünün değişik cinsiyetlerin büyüme ihtiyaçlarına göre farklılık göstermesinden şüpheleniyorlar. Bu şüpheyle Harvard Üniversitesi'nden evrimsel biyolog Prof. Katie Hinde bir araştırma yapıyor. 
 
Bu araştırmanın bulgularından bir tanesi maymun annelerde, erkek yavru için üretilen sütün protein ve yağ açısından %35 oranında daha zengin olduğuydu; hatta yavru yeni doğduğunda bu oran çok daha yüksek. Ancak anneler dişi yavruları beslerken, sütün daha az yağ ve daha fazla kalsiyum içerdiğini buldular; sebebi ise muhtemelen kalsiyum yönünden zengin bir sütün iskelet gelişimine daha fazla fayda sağlaması. Annelerin dişi yavru için ürettikleri süt, erkeklere göre miktar olarak daha fazla; bu sebeple ise beslenmenin bütün süreci içerisinde dişi bebeklerle erkek bebeklerin aldıkları yağ miktarı da eşitleniyor. 
 

 

 
Çalışmanın asıl temeli olan fikir kızların ve erkeklerin farklı gelişimsel süreçleri olması. Eğer bu süreçler içerisinde asıl ihtiyaçları olanı almazlarsa, gelişimleri de beklenen ölçüde olmayabiliyor. 
 
Başka bir çalışmada, Hinde anne sütündeki kortizol (stres hormonu) miktarını araştırdı ve bunun bebek davranışlarında nasıl etkiler bıraktığını gözlemledi. Araştırma anne sütünde bulunan kortizolün yüksek olması durumunda özellikle kız bebeklerin daha sinirli olduklarını ve sakinleştirmenin çok daha zor olduğunu gözler önüne serdi. 
 
Hinde, araştırmasında kullanmak üzere 108, bir aylık yavru maymun ile çalıştı. Bu çalışma, yavruların bir aylık ve üç aylık oldukları süreler içerisinde yapıldı. Çalışmanın sonucunda Hinde, çözümü çok kolay olmayan ancak önemli bulgulara imza attı. Dişi maymunlar, emzirilmeye ilk başladıklarında kortizol dolayısıyla gergin olurlarken, erkek maymunlarda bu gerginlik seviyesi kortizolün artışıyla birlikte zamanla gerçekleşti. 
 
Hepsi birden hesaba katıldığında, çalışma anne sütünün kız ve erkek bebekler için farklı bir çalışma prensibi olduğunu ortaya koyuyor. Ancak hala anne sütünün bu farklılıklarının nedenleri ve bu farklılıkların bebeklere olan etkilerinin daha net anlaşılabilmesi için daha fazla çalışma yapılması gerekiyor. 
 
 




f9fdfb4337e449a78c0be22507873b88

6 Ocak 2020 Pazartesi

Boşanmanın psikolojik etkileri

Ülkemizde her geçen yıl boşanma oranları giderek artmakta. Her yıl 250.000'den fazla insanın yaşam şekillinin değiştiğini düşünecek olursak duruma psikolojik açıdan da değinmekte fayda olduğunu düşündük. Kadının, erkeğin ve çocukların Boşanmanın olumsuz etkilerinden en az hasarla nasıl korunabileceğini Psikiyatrist/Psikoterapist Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, açıkladı.

Ülkemizde her geçen yıl boşanma oranları artmaktadır. Yılda ortalama 130-140 bin çift boşanmaktadır. Bu rakamlar her yıl 250.000'den fazla insanın yaşam şekillinin değiştiğini göstermektedir. Ayrıca buna çocuklar dâhil değildir.

Boşanmanın kadınlar üzerindeki etkileri

Boşanan kadınların yaşamındaki değişiklik erkeklerinkine göre daha farklıdır. Boşanan kadınların her biri farklı sorunlar yaşamaktadırlar. Sosyal desteği ve baş etme gücü iyi olanlar bu durumu daha iyi yönetirken gene de sıkıntı çekerler. Belki de bu nedenle toplumda kadınlar bir sürü soruna, aldatılamaya, şiddete rağmen devam ettirmeye çalışırlar.

Boşanma aslında birçok kaybı da beraberinde getirir. Ekonomik kayıplar, toplumsal konumunda kayıplar, arkadaş ortamından uzaklaşmanın yarattığı kayıplar, kendine güvende kayıplar ve kendi ailesinin baskısının yarattığı kısıtlanmışlığın getirdiği kayıplar bunlara örnek olarak verilebilir.

Boşanan kadının en büyük sorunu, toplumun ona bakış açısıdır. Her sosyo-ekonomik sınıfta bu en önemli sorun olarak karşımıza çıkar. Ne yazık ki erkeklerin gözünde boşanmış çabuk elde edilebilir bir kadın olarak görülür. Bununla birlikte diğer kadınların gözünde eşi için bir tehlike olarak düşünülür. Bunlar boşanmanın yükünün yanı sıra, ek bir yük getirir. Sonuç olarak boşanmış kadın diğer insanlarla da daha az görüşür bir hale gelir.

Çalışmayan boşanmış kadın; nafaka almakla ilgili sorunlar, geçim sorunları, kiminle yaşayacağı ile ilgili sorunlarla baş etmekte zorlanır.

Çocuğu olan boşanmış kadın, hem çalışma mecburiyeti hem de çocuğunun bakımı ile ilgili sorunlarla boğuşur. Bunun ayanında ilgisiz bir eski koca varsa çocuğu için hem anne hem de baba olmak zorluğu oluşur.

Boşanmış kadın bu sorunlarla baş etmeye çalışırken; iç dünyasında yaşadığı yalnızlık duygusu, özgüven kaybı, gelecek kaygısı, yeni tanışacağı kişilere güvenmekle ilgili sorunlar, depresyon, baskı altında hissetme, toplumun bakış açısıyla baş etme, uygunsuz talepler ve tacizlerle mücadele, yükünü oldukça artırır.

Kadınların boşanmayla baş edebilmesi için yapması gerekenler;

Boşanır boşanmaz kadın her şeyle birden mücadele etmeye kalkmamalıdır. Öncelikle bu kaybın yaşanması sonucu oluşacak bir yas süreci olacaktır. Moral bozukluğunun yoğun olduğu bu dönemde kararlar almak uygun değildir.Alacağınız kararlar yeni hayatınızı şekillendirecektir. Bu nedenle acele etmeden kararlar alın.Çalışmayan kadınların iş bulması önemlidir. Böylece kendine güveni artacaktır.Eski eşe ait evde eşya bulundurmayın, bu geçiş sürecini hızlandıracaktır.Uzun zamandır değerlendirmediğiniz kendi kuvvetli yanlarınıza odaklanın.Evliliğiniz boyunca yapmak istediğiniz ancak zaman bulamadığınız aktivitelerle ilgilenin.İmkânınız varsa kısa bir tatil yapın-Ailenizle mutlaka görüşün, onların desteğini almak önemlidir.

- Yakın arkadaşlarınızdan uzaklaşmayın. Onlarla mutlaka görüşün.

- Yeni insanlarla tanışmaktan çekinmeyin. Yeni ilişkilerde sınırlarınızı ve kurallarınızı kendiniz belirleyin. İlişkilerde aceleci davranmayın.

- Egzersiz yapın, bu hem beden hem de ruh sağlığınıza iyi gelecektir.

- Alkol ve sigaradan uzak durun.

- Sağlık problemlerinize özen gösterin.

- Eski eşinizin hayatınıza müdahale etmesine izin vermeyin.

- Ruh haliniz uzun süre kötü gidiyorsa mutlaka bir psikiyatristten yardım alın.

Boşanmanın erkekler üzerindeki etkileri

Ülkemizde boşanmalar her yıl % 5 artıyor. Ekonomik sorunlar, tartışmalar boşanmanın en sık nedenleri olarak gözüküyor.

Yapılan araştırmalarda boşanmaların sadece % 9'unun erkeklerin istemiyle olduğunu, % 30'unun her iki eş tarafından bu kararın alındığını gösteriyor. Bu şu anlama geliyor; erkekler boşanma kararı almakta kadınlara göre daha fazla zorlanıyor.

Bilinenin aksine boşanmalardan erkekler kadınlara göre daha fazla etkileniyor. Belki evlilik kurumu erkeğe daha fazla konfor sağlıyor ve bunu kaybetmek onlar için daha güç. Boşanma sonucu erkeklerin sadece üçte biri kendini daha özgür hissetmiş ancak çoğunluk kendini sıkıntılı hissediyor.

Erkekler boşandıklarında; mal paylaşımı nedeniyle, ekonomik olarak sıkıntıya girebiliyorlar. Bununla birlikte kadının ev içindeki rolü nedeniyle kendi hayatını devam etmekte erkekler için güçlükler oluyor. Eğer erkek ayrıldıktan sonra yalnız yaşıyorsa; ev düzenini kurması, yemek, temizlik, bulaşık ve ütü gibi konularda oldukça zorlanıyor.

Boşanan erkek çevresinden de uzaklaşmak durumunda kalıyor. Kendisi gibi yalnız arkadaş bulması daha güç olduğundan, boş zamanlarını nasıl geçireceği konusunda zorluk yaşıyor. Tatile bile giderken arkadaş bulamakta zorlanıyor. Alkol ve sigara kullanımı artabiliyor.

Eski eşiyle yaşayan çocuklarıyla görüşmesi de sınırlandığından duygusal olarak kendini yalnız hissediyor.

Tüm bu güçlüklerle baş edebilmesi için boşanmış erkeklere öneriler:

Boşanma sonrası yeni kararlar alırken aceleci olmayın, çünkü bu kararlar sizi yaşam boyu bağlayacak olabilir.

Eşten ayrılma kişide yas oluşturabilir. Bu nedenle ilk dönemlerin zor olacağı akılda tutulmalıdır.

Eski eşinize ait eşyaları evinizde bulundurmayın.

Ailenizle mutlaka görüşün, kendinizi soyutlamayın.

Arkadaş davetlerine katılın, yalnız kalmak size iyi gelmeyecektir.

Çocuklarınızla mutlaka görüşün ve onlarla iyi zaman geçirin. Bu durum hem size hem de çocuklarınıza duygusal açıdan iyi gelecektir.

Evinizde bir düzen kurmaya özen gösterin. Bu sizi iyi hissettirebilir.

Alkol, uyuşturucu ve sigaradan uzak durun. Yalnızlık bu alışkanlıklara bulaşmak için bir neden olabilir.

Sağlığınıza mutlaka özen gösterin.

Egzersiz yapın, hem ruhsal hem de fiziksel açıdan kendinizi iyi hissedersiniz.

Depresif hissediyorsanız mutlaka bir psikiyatrist ya da bir psikologdan yardım isteyin.

Yeni insanlarla görüşmekten çekinmeyin. Ancak yeni bir evlilik için aceleci olmayın.

Eski eşinizin hayatına müdahale etmeyin.

Eski eşinizin sizle ilgili üzücü konuşmalarına ve müdahalelerine izin vermeyin.

Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkileri

Günümüzde boşanma artık normalleşmiş durumda. Ne yazık ki her geçen gün de artıyor. Her ne kadar eşler bu durumdan etkileniyorlarsa da çocuklar daha farklı etkileniyorlar.

Çocukluk her biri birbirinden farklı dönemlerden oluşmaktadır. Her yaşın ihtiyaçları ve algılamaları farklı düzeyde olmaktadır. Dolayısıyla ebeveynin boşanması; çocukları, yaşına göre faklı düzeyde etkileyecektir. Ancak her şeye rağmen çocuklar anne baba ayrıldıktan 2 yıl sonra bu durumu kabullenmeye başlarlar ve 6 yıl sonra durum normalleşir.

Boşanan çiftin, boşanma kararı aşamasından başlayarak her dönemde çocuklarına karşı açık ve dürüst olması gerekmektedir. Bu belki de boşanma esnasında çocuğun etkilenme düzeyini en aza indirmekte en önemli kuraldır.

Yaşlara göre çocuklarda görülen davranış değişiklikleri.

0-2 yaş grubu:

Genelde çocuğun daha bir şey anlamadığı bir dönem olarak değerlendirmemek gerekir. Bu yaşta da çocuk olup bitenleri ve ayrılığı algılayabilir. Bu dönemde çocuklarda ağlama nöbetleri, kilo artışında durma, boy uzamasında durma, hırçınlık, oyuncaklarına karşı ilgisizlik görülebilir.

3-6 yaş grubu:

Bu yaş belki diğer yaşlara göre en çok etkilenen yaştır. Bu dönemde çocuk kendisini ailenin merkezine koyar. Olan bu olumsuzluktan kendini sorumlu hisseder. Dolayısıyla bu dönemde kendini suçlayabilir. Parmak emme, tırnak yeme, hırçınlık, öfke nöbetleri, uyku ve iştah sorunları, inatçılık, tuvalet eğitiminde sorunlar ve depresyon gibi belirtiler görülebilir.

7-12 yaş grubu:

Boşanma durumu, çocuğa açıklıkla anlatılmalıdır. Bu yaş grubunun özelliği artık sosyalleşmiş olup, okul hayatı başlamıştır. Boşanmadan sonra mutlaka öğretmenine bilgi verilmelidir. Bu dönemdeki boşanmalarda okul başarısında düşme, hırçınlık, arkadaş ilişkilerinde bozulma, içe kapanma, dikkat dağınıklığı, anne veya babayı suçlama, onları bir araya getirme çabası olabilir.

Ergenlik dönemi:

Bu dönem farkındalığın en yüksek olduğu dönemdir. Ancak gene de davranış bozuklukları, anneye ve babaya düşmanca tutum, ders başarısında düşme, evden kaçma, kızgınlık, öfke nöbetleri, arkadaşlarıyla sorunlar, sigara ya da uyuşturucu kullanımı olabilir. Bu dönemde ergen iyi takip edilmelidir.

Boşanma durumundan çocuklar mutlaka etkileneceklerdir. Ancak bunu en az düzeye indirmek için öneriler:

Boşanma kararını anne ve baba birlikte söylemeliler.Çocuğun bu karara tepki vermesi doğal karşılanmalı. Hemen bu durumu kabullenmesi beklenmemelidir.Çocuğa durumu açıklamadan önce velayet ve görüşme günlerinin belirlenmiş olması gerekir.Anne baba çocuğa karşı açık ve dürüst olmalılar.Çocuklarına, kendilerinin ayrı yaşayacaklarını ancak anne ve baba sorumluluklarının ve ona karşı sevgilerinin devam edeceği sözü verilmelidir.Bundan sonraki yaşam şekli, ne zaman ve kiminle görüşeceği sade bir şekilde anlatılmalı.Görüşme gün ve saatlerine sadık olunmalı, olası bir değişiklik olacaksa en az bir gün öncesinden çocukla telefonla görüşerek durum açıklanmalı.Mümkünse önemli günlere boşanmış anne ve baba birlikte katılmalılar. Okulun ilk günü, diploma töreni, 23 nisan gösterisi gibi.Boşanılan eşe çocukla mesaj gönderilmemeli.Nafaka ya da çocuğun okulu ile ilgili para ödenmesi gerekiyorsa çocuk kullanılmamalı.Boşanılan eş hakkında çocuğun yanında konuşulmamalı.Boşanmış çift çocuğu alıp verme esnasında çocuğun yanında tartışmamalıdırlar.Boşanan çiftlerden birisinin devam eden bir ilişkisi varsa, onu çocukla tanıştırma konusunda acele etmemeli.- Boşanan çiftlerden birisinin ciddi bir ilişkisi varsa çocukla tanıştırabilir. Ancak çocuğu o kişiyle zaman geçirmesi konusunda zorlamamalı.Boşanan çiftlerden birisi evlenmeyi düşünüyorsa bu çocuğa makul bir şekilde anlatılmalı.Çocuğun sağlık problemlerinde mümkünse boşanmış ebeveyn destek olabilmeli.Çocuğunuzu karşı taraftan bilgi alması yönünde kullanmayın.Boşanma nedeniyle çocuk ebeveynlerinden birine yaptıramadığını diğerine yaptırmak isteyebilir. Bu konuda boşanmış ebeveyn tutarlı davranmalı.Bütün bunlara rağmen, davranış sorunları oluşmuşsa onu mutlaka bir psikiyatriste veya psikoloğa götürün. d6f3364703804ea087609d18c5cf6191

Kariyer yaparken eşinizi nasıl seçersiniz?

BinYaprak ilham buluşmalarında Yaşam Atölyesi Kişisel Dönüşüm Atölyesi Kurucusu Aret Vartanyan ve eşi Beone Marka Danışmanlığı Kurucusu Buket Yolaçan "İş Hayatımı Destekleyecek Eşi Nasıl Seçerim" konulu bir söyleşi gerçekleştirdi.

Dijital İşte Kız Kardeşlik networku BinYaprak'ın ilham buluşmalarında Buket Yolaçan, erkek ve kız çocuklarının eşit yetiştirilmelerinin önemine değinerek, bu konuda kadınların daha bilinçli olduğunu, erkeklerin de çocuklarını yetiştirirken cinsiyet ayrımcılığı yapmaması gerektiğini belirtti. Çocukluk çağında anlatılan masallardan başlayarak erkek ve kız çocukları arasında ayrımcılık yapıldığını ifade eden Yolaçan, "Henüz küçük yaşlarda yetişkinlerin anlattığı masallarda, hikayelerde bile kadınların erkekler olmadan varolmadığını, erkeklere bağımlı oldukları düşüncesi aşılanıyor. Kadınların kendi ayakları üstünde durmaları ve birey olabilmeleri için küçük yaşlarda verilen bu kodlamaların aile içi eğitiminden kaldırılması gerekiyor" dedi.

Hayalleri olan kadın ve erkekler

Söyleşide Aret Vartanyan'ın "İş hayatında başarılı olmak isteyen bir kadın evlilik hayatından ne bekler? Eş seçiminde nelere dikkat eder?" sorusunu Buket Yolaçan şöyle yanıtladı: "Kadının iş hayatında kendi hedefleri ve hayalleri varsa yine yanında hayalleri olan bir erkeğin olması gerekiyor. Kadını hayatının odak noktasına koyan, sürekli kendisine ilgi bekleyen bir erkek bu tarz bir kadınla birlikte hayatını sürdüremeyecektir. Evlilikte çiftlerin kendi ayakları üstünde durması, kendi amaçlarını gerçekleştirmesi ve bununla birlikte beraberliklerini sürdürmesi anlamlı."

Evlilikte ortak noktaları bulmak

Ev ve iş hayatına ilişkin olarak eşler arasında paylaşım konusuna değinen Yolaçan, "Ev ortamı çiftler için ortak bir paydadır desek de, 'evin kadını' diye bir kavram var. Bu nedenle ister istemez kadınlar kendilerini daha sorumlu hissediyor. Ancak ev işlerinin olabildiğince ortak yapılması güzel. Anlaşmazlıklar olabilir, fakat evlilikte ortak noktaları bulmak değerli" dedi.

Aret Vartanyan ve Beone Marka Danışmanlığı Kurucusu Buket Yolaçan

Sağlıklı bir evliliğe ilişkin olarak eşlerin 7/24 birlikte olduğu, her şeyi birlikte yaptıkları, birbirlerine sürekli yoğun ilgi gösterdikleri şeklinde yanlış bir algının yaygın olduğunu kaydeden Vartanyan, sağlıklı ilişkinin temelinde bireylerin kendi özgürlük alanlarını da yaşayabildikleri, iş bölümü kadar boş zamanlarını kendi bildikleri gibi değerlendirdikleri, ancak evde sevgi ve huzur temelli bir ilişki kurmalarının yattığını belirtti.

Hayatta kendi yolunu çizmek

Kişilerin hayatta gerçekleştirmek istedikleri amaçları için öncelikle vakit kaybetmeden yola çıkmaları ve adım atmaları gerektiğini söyleyen Vartanyan, her şey dört dörtlük olduktan sonra başlama fikrinin yanlış olduğunu, işleri yoluna koyduktan sonra insanın hedefleri doğrultusunda alacağı herhangi bir şeyin kalmayacağını ifade etti. Risk alan insanların kazandığını, ancak bunu maddi değil temelde manevi anlamda olduğunu vurgulayan Vartanyan, kişinin kendi amaçlarını gerçekleştirmek için aldığı risklerin ve attığı doğru adımların eninde sonunda manevi tatmin, başarı ve mutluluk getirdiğini söyledi.

İlk adımı atmak önemli

Bu konuyla ilgili olarak özellikle üniversitelerde okuyan genç kadınlara gelecekleri hakkında önerilerde bulunan Yolaçan, "Kabuğunuzdan çıkın ve hedefleriniz için adım atın. Konfor alanları insanı kendine iyi hissettirir. Ancak yapmak istedikleriniz için konfor alanlarınızdan çıkmanız gerekir. Korku, kontrol gibi hedeflerinizin önünde duran engelleri de kaldırmanız gerek. Bunlar da konfor alanları içinde, fakat başarı bu alanın dışında. Korkmadan adım attığınızda, bir şeyi gerçekten istediğinizde bunu başarabilirsiniz. İlk adımı attığınızda kendinizi boşluğa adım atmış gibi hissedebilirsiniz. Ancak o adımın altını cesaretiniz dolduruyor" dedi.

885e04db1e0e407f82cba4671c265634

Koç burcu kadını özellikleri

Koç burcu kadını ile yeni tanıştıysanız koç burcu kadınının bu özelliklerini mutlaka bilmeniz gerekiyor. Astrolog Tuğba Karadayı Koç burcu kadını özelliklerini PembeNar'a anlattı.

Koç burcu kadını azimli olmasıyla bilinir. Hayatının genelinde azimli ve tuttuğunu koparan biri olmasıyla öne çıkar.

Koç burcu kadını ayrıca liderlik özelliklerini ortaya koyabilen bir karaktere sahiptir. Bu yüzden hayatında öncü bir rol üstlenir. Risk almaktan çekinmeyen yapısı kariyerinde başarılı olmasını sağlayabilir.

Koç burcu kadını genel olarak hayatta başarılı olması için oldukça güçlü özelliklere sahip olsa da aceleci olması onun için handikap olabilir. Bu yüzden güçlü yanlarının avantajını kullanırken sabırlı olmalı, bir plana sadık kalmalıdır.

Koç burcu tarihleri: 21 Mart-20 Nisan

Ünlü koç burcu kadınları:Victoria Beckham, Lady Gaga, Sarah Jessica Parker, Reese Witherspoon, Celine Dion, Emma Watson, Mariah Carey, Keira Knightley.

İlgili Haber 2020 için tüyolar

8c10e94913684338b77c33d7a21dc116

Soğuk havada üşümenizi engelleyecek öneriler

Kış mevsiminin ortasında olduğumuz bu dönemlerde bizi en rahatsız eden konulardan biri de üşümek. Üşüyünce hasta olunduğu algısı oldukça yaygın ancak basit önlemlerle hem üşümeden hem de hasta olmadan kışı atlatmak mümkün. İç Hastalıkları Uz. Dr. Özlem Kaplan, soğuktan ve kış hastalıklarından korunmanın yolları hakkında bilgi verdi.

Kapalı alanlardaki tehlike

Toplu taşıma araçları, iş yerleri ve okullarda grip ya da nezle gibi enfeksiyonu olan kişi varsa çevresindeki kişilere yayması an meselesidir. Bu durumda asla işe ya da okula gidilmemelidir. Çünkü kapalı alanda virüsler hasta kişinin öksürmesi ya da hapşırmasıyla çok hızlı biçimde yayılmaktadır. Bağışıklığı düşük, burun mukoza salgıları iyi olmayan ya da kronik hastalığı bulunan kişiler bundan çok kolay etkilenip hasta olabilmektedir. Hasta olan kişinin evi dışında kapalı bir yerde bulunması gerekiyorsa maske ile ağız ve burun bölgesini kapatması gerekmektedir.Evinizi ya da ofisinizi saunaya çevirmeyinSoğuk havada dışarıdan eve girildiğinde ev sıcaklığının çok yüksek olmaması gerekmektedir. Çünkü soğuk havadan ev veya ofise girildiğinde karşılaşılan sıcak havaya vücut kolay entegre olamayabilir. Ani sıcaklık değişimlerinden olumsuz etkilenilmektedir. Ani ısı geçişleri bazı kişilerde kılcal damar çatlamalarına sebep olabilir ve bu da kalp krizi riskini beraberinde getirebilir. O nedenle dışarıdan içeri girildiğinde iç ortam sıcaklığının 18-20 derecede tutulması idealdir.

Kafeinsiz içecekleri seçin

Sıcak çay ya da kahve içi ısıtır gibi görünmekle birlikte alınan kafeinin vücut ısısını düşürdüğü bilinmektedir. Bu nedenle soğuk havalarda bağışıklık sistemini güçlendirici zencefil, tarçın, karanfilli bitki çayları tercih edilmelidir. Bu boğazı da rahatlatabileceği gibi vücut ısısını dengeler, bağışıklığın güçlenmesinde yardımcı olur.Ev yapımı kefir ve yoğurt tüketinSoğuk havalarda daha iyi beslenmek gerekmektedir. Bağışıklığı güçlendiren gıdalardan tüketmeli, C vitamini alınmalıdır. Özellikle salgın dönemlerinde C vitamininden zengin meyveler, sebzelerin tüketilmesi önemlidir. Bunun yanında probiyotik alınmalıdır. Kefir ve ev yoğurdu tüketilmelidir. Ayrıca protein ve Omega 3'ten zengin beslenilmesi gerekmektedir. Yağ ve karbonhidrattan zengin beslenmek vücut ısısını düşürmekle birlikte, geçici enerji sağlamaktadır. Bu nedenle de yağ ve karbonhidrat zengini beslenmek soğuk havalarda iyi sonuçlar getirmeyecektir. Ayrıca kışın özellikle de sabah kahvaltısının atlanmaması gerekmektedir. Bunun yanında tüm öğünlerin düzenli tüketilmesi önemlidir.

Nemlendirici kullanın

Soğuk havalarda ellerin nemlendirilmesi önemlidir. Böylece elde çatlama ve egzama önlenebilir. Ayrıca burnun nemli olması gerekmektedir. Burun içini nemli tutmak, burun mukozasının kurumasını ve çatlamasını önlemektedir. Mukoza bölgesindeki çatlama enfeksiyonların daha kolay yayılmasını sağlamaktadır ve burnun hastalık önleyici etkisinin negatife dönmesine neden olmaktadır.Sık sık ellerinizi yıkayınEller virüs ve mikropların en sık yayılma yoludur. Bu nedenle elleri sık ve kuralına uygun yıkamak virüs bulaşımını önemli ölçüde azaltır. Elleri yıkarken sıvı sabun, kurularken de kağıt havlu kullanmaya özen göstermek gerekmektedir.

Burundan nefes alın

Ağızdan nefes almak soğuk havanın ve mikropların hızlıca akciğerlere geçmesine neden olur. Bu nedenle soğuk havalarda burundan nefes almak gerekmektedir. Dışarıya çıkıldığında mutlaka atkı ile ağız, burun kapatılmalıdır. Elleriniz cepte yürümeyinKış mevsiminde genelde eller üşümemek için cepte dolaşılmaktadır. Oysa bir eldivenden yardım alınsa eller serbest kalmakta, harcanan enerjiyle vücut ısısı yükselebilmektedir. Ayrıca bu sayede ellerin kuruması da önlenebilmektedir.

Odanızın nem dengesini koruyun

Kış mevsiminde yatılan odanın kuru olmaması gerekir. Odada kalorifer varsa peteklerin üzerine bir tas su konulabilir ya da uyunurken petek kapatılabilir. Kışın alerji öyküsü olanların yatak odasında halı bulundurmaması gerekmektedir. Ayrıca uyunan odada çiçek olmamalıdır çünkü çiçek odadaki oksijeni bitirmektedir. Uyumadan önce yatak odasının camı açılmalı, oda havalandırılmalı, odada bir hava sirkülasyonu sağlanmalıdır. Ayrıca yatılan odanın kapısının açık olması hava sirkülasyonu açısından önemlidir. Sobalı evlerde ise sobanın üzerine konulacak bir çaydanlık odalardaki nemi sağlamaktadır. Kronik hastalığı olanlar üşütmemeliSoğuk havalarda üşümemeye özellikle dikkat etmesi gerekenler diyabetliler ve kalp-damar hastalığı yaşayanlardır. Bu grubun ayak ve ellerini soğuktan koruması gerekmektedir. Bacak damarlarında problemi olan hastaların ayaklarında his bozukluğu olabilir. Hasta bir de diyabetikse his kaybı ciddi orandadır ve bu kişiler üşüdüklerini fark etmeyebilirler. Bu nedenle kronik hastalıklara sahip olanların ayaklarını sıcak tutacak yün çorap giymeleri gerekir.

Düzenli uykuya önem verin, yatak egzersizlerini unutmayın

Soğuk havalarda düzenli uyku bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Bunun yanında yataktan kalkmadan önce yorganın altında gerinmek ve biraz hareket etmek yataktan kalkıldığında üşüme hissini azaltacaktır. Geniz akıntısı yoğun olan kişilerin 45 derece eğimle uyuması gerekmektedir. Bu, onların sağlıklı bir uyku uyumasını sağlamaktadır. Ayrıca sigara içilmemeli; günde 2.5 litre su tüketilmelidir. Soğukta, açık havada egzersiz kalp krizi riskini artırabildiği için kapalı alanlarda egzersiz önerilmektedir.

Eldiven kullanın

Soğuktan en fazla etkilenen bölgeler baş, boyun, eller ve ayaklardır. Soğuk havalarda bu bölgelerdeki ısı kaybı yüzde 70 oranında artabilir. Özellikle kalp ve diyabet hastaları, soğukta rüzgarı göğüs bölgelerine alacak şekilde sokağa çıkmamalı. Havayı burunlarından almalılar mümkünse bir atkı ile ısıtarak içine almalılar. Dışarı çıkarken ağız ve burun atkı ile kapatılmalı ve hava ısıtarak içlerine alınmalıdır. Başlarına mutlaka bere takmaları, kulaklarından soğuk havanın girmesini de yine üst solunum yolu hastalıklarını önlemesi nedeniyle çok önemlidir.

85fdd656f84445a1978e8f350343a0ac

Bakan Çavuşoğlu duyurdu! 'Musul ve Basra konsoloslukları tekrar açılıyor'

Bakan Çavuşoğlu duyurdu! 'Musul ve Basra konsoloslukları tekrar açılıyor'



Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: "Irak'ın tüm kesimlerine ulaşma hedefimiz doğrultusunda Musul ve Basra Başkonsolosluklarımızı yeniden faaliyete geçiriliyoruz. Necef ve Kerkük'te ilk kez Başkonsolosluk açılmasına yönelik çalışmalarımız da devam ediyor."

Bakan Çavuşoğlu, 2020 Merkezi Yönetim bütçe ve 2018 Kesin Hesap Kanun Teklifi görüşmelerine katıldı ve milletvekillerine sunum yaptı. Bakan Çavuşoğlu, Türkiye'nin tek havza ülkesi olmadığını söyleyerek, ''Hiçbir zaman olmamıştır ve gelecekte de olmayacaktır. Dış politikamızı belirlerken bu gerçeği dikkate alıyoruz. Bugün birden fazla havzada dinamikleri olumlu yönde etkileyebilecek şekilde sahada ve masada güçlüyüz. Bu gücümüzün en çarpıcı örneklerinden birini, Suriye'nin kuzeydoğusunda yürüttüğümüz Barış Pınarı Harekatı ve hemen sonrasında ABD ve Rusya ile beş gün arayla müzakere ettiğimiz iki ayrı mutabakat teşkil etmiştir. Bu yaklaşım, Barış Pınarı Harekatı'ndan önce de devreye sokmaktan çekinmeyeceğimizi gösterdiğimiz üzere, barışın yolunu açmak için gerektiği takdirde sert gücümüzü kullanabilmeyi içermektedir'' ifadelerini kullandı. "Dış temsilciliklerimizi 246'ya çıkardık" Dış teşkilatların genişleme sürecinin devam ettiğini ifade eden Çavuşoğlu, ''2002 yılında 163 olan dış temsilcilik sayımız, bugün itibarıyla 142 Büyükelçilik, 13 Daimi Temsilcilik, 89 Başkonsolosluk, 1 Konsolosluk Ajanlığı ve 1 Ticaret Ofisi olmak üzere toplam 246'ya ulaşmıştır. Sadece temsilcilik sayımızı artırmakla kalmıyoruz. Teknolojideki baş döndürücü gelişmelerden azami istifade etmeyi ve diplomatlarımızı çağın gereklerine uygun araçlarla donatmayı da amaçlıyoruz. Bu doğrultuda geliştirdiğimiz 'Dijital Diplomasi' girişimimizi son Büyükelçiler Konferansımız vesilesiyle kamuoyumuzla paylaştık'' şeklinde konuştu. "Barış Pınarı Harekatı, Fırat'ın doğusunda bir terör devleti oluşturmaya yönelik girişimleri akim bıraktı" Suriye'nin 2011 yılından beri rehin alan ihtilafın 2019'da da en büyük sınamalardan biri olduğuna dikkat çeken Bakan Çavuşoğlu, ''Ülkedeki yıkımın devam ettiği bu yıl boyunca da ihtilafın kalıcı bir siyasi çözümle sona erdirilmesine ve ülkedeki otorite boşluğundan beslenen terör tehdidinin tamamen bertaraf edilmesine öncelik verdik. Ülkemizin bekasına ve vatandaşlarımızın hayatına kasteden PYD/YPG terör örgütüne karşı 9 Ekim'de başlattığımız Barış Pınarı Harekatı, Fırat'ın doğusunda bir terör devleti oluşturmaya yönelik girişimleri akim bıraktı. Suriye topraklarında göğüs göğse savaştığımız DEAŞ'a da, PYD/YPG'ye de karşı olduğumuzu, bu terör örgütleriyle kararlılıkla mücadele edeceğimizi ortaya koyduk. Türkiye'ye karşı kurulan her oyunu, bu meyanda Suriye'nin toprak bütünlüğü ve birliğini tehdit eden tezgahları bozacağımızı gösterdik. Asılsız suçlamalara ve yaptırım tehditlerine rağmen, sahada ve masada yürüttüğümüz kararlı mücadele neticesinde, ABD ve Rusya Federasyonu meşru güvenlik kaygılarımızı, harekatımızın meşruiyetini ve sahada attığımız adımlarla oluşturduğumuz yeni statükoyu kabul etti. Kurmakta olduğumuz barış koridoruyla Suriyeli mültecilerin gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli geri dönüşleri için müsait bir ortam oluşturulmasına da öncülük ediyoruz. Nitekim, harekatın başlangıcından bu yana yerinden edilmiş kişilerin yüzde 50'sinden fazlası geri döndü'' diye konuştu. "Musul ve Basra Başkonsolosluklarımızın yeniden faaliyete geçiriliyoruz" Irak'ın tüm kesimlerine ulaşma hedeflerine yönelik olarak Çavuşoğlu, ''Irak'ın tüm kesimlerine ulaşma hedefi doğrultusunda Musul ve Basra Başkonsolosluklarımızın yeniden faaliyete geçiriliyoruz. Necef ve Kerkük'te ilk kez Başkonsolosluk açılmasına yönelik çalışmalarımız da devam ediyor. Irak'taki PKK varlığına karşı çabalarımızı da aralıksız sürdürüyoruz. Pençe Harekatımız neticesinde ülkemize terörist sızmalar önemli ölçüde azaltıldı. Tabiatıyla, Irak Türkmenlerinin güven ve huzur içinde yaşamaları ve her alanda adil temsillerinin sağlanması yönündeki çabalarımız aralıksız devam ediyor. Bu kapsamda Kerkük'ün statüsünün belirlenmesine yönelik süreçleri yakından takip ediyoruz'' dedi. "110'dan fazla FETÖ mensubu ülkemize sınırdışı edildi" ''PKK'nın yurtdışı yapılanmasının baskı altına alınmasına ve faaliyetlerinin engellenmesine yönelik çabalarımız sürüyor" diyen Çavuşoğlu, şöyle konuştu: "Almanya ve İngiltere'de PKK sembolleri kullanan şahıslar hakkında çıkan mahkumiyet kararları kayda değerdir. PYD/YPG sözde komutanı PKK'lı terörist Ferhat Abdi Şahin'in ABD ve Almanya'ya seyahat edeceği yönünde çıkan haberler üzerine, adı geçenin tutuklanarak ülkemize iadesi talebimizi süratle anılan ülkelere ilettik. Bu taleplerimizi ısrarla takip ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın geçen haftaki ABD ziyareti sırasında da bu hususa özellikle eğildik. DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) içinde etkin rolümüz sürüyor. DMUK bünyesindeki en önemli çalışma gruplarından biri durumundaki Yabancı Terörist Savaşçılar (YTS) Çalışma Grubu'nun eş başkanıyız. YTS'ler konusunda kaynak ülkelerin üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmelerini teminen gereken tüm adımları atıyoruz. Nitekim, YTS'ler ülkelerine gönderilmeye başlandı. Geçen hafta Washington'da DMUK toplantısına katılarak, bu konulardaki öncelik ve beklentilerimizi muhataplarıma ilettim. FETÖ'nün yurtdışı yapılanmasına yönelik çalışmalarımız da sürüyor. Bugüne kadar girişimlerimiz neticesinde 110'dan fazla FETÖ mensubu ülkemize sınırdışı edildi. 38 ülkede FETÖ iltisaklı okul ve kursların faaliyetleri kısmen ya da tamamen sonlandırıldı, 19 ülkede ise okullar Maarif Vakfı'na devredildi.'' Türkiye-ABD ilişkileri Bakan Çavuşoğlu Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerine değinerek, ''ABD'nin FETÖ ve PKK/YPG'ye ilişkin tutumun bunun temel nedeni. ABD'nin S400 tedariğimizi bağlamından koparıp alakasız konularla ilişkilendirmesi de sorunlar oluşturdu. ABD iç siyasetindeki kamplaşmanın da bu süreçte aleyhimize sonuçlar doğurduğunu görüyoruz. Meselelerin diyalog ve karşılıklı anlayış çerçevesinde çözülmesi için gayret ettik. Sayın Cumhurbaşkanımızın son ziyaretinde bu hususları kapsamlı şekilde ele aldık, dosyalar verdik. Barış Pınarı Harekâtımızla PKK/YPG'nin oyununu bozduk. Bilahare, 17 Ekim ortak açıklamasıyla, ABD harekatımızın meşruiyetini ve arazideki mevcudiyetimizi kabul etti. Alınan yaptırım kararları kaldırıldı. Operasyonumuz nedeniyle bizi baskı altında tutmak için ABD Kongresi'nde ülkemiz aleyhinde girişimler başlatıldı. Cumhuriyetimizin 96. yılını kutladığımız gün temelsiz iddialarla dolu iki tasarı ABD Temsilciler Meclisi'nde kabul edildi. Bunlardan, sözde 'Ermeni soykırımı' kararına (H.Res.296) Yüce Meclisimiz, yaptığı ortak açıklamayla en güzel cevabı verdi'' ifadelerini kullandı. Türkiye AB ilişkileri Avrupa Birliği üyeliğinin stratejik hedef olduğunu hatırlatan Bakan Çavuşoğlu, ''Reform gündemine hız verdik. Ancak, bugün AB'nin ülkemize karşı izlediği tutum haksız ve kabul edilemez bir nitelik taşıyor. AB, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında aramızda oluşan güven bunalımını aşacak adımları atmamıştır. İlaveten, terör örgütü ve yandaşlarının ortaya attığı asılsız iddialara itibar edilerek, Barış Pınarı Harekatı bağlamında olumsuz bir hava oluşturulmuştur. AB bölgesel ve küresel alandaki önemli gelişmeleri gerektiği şekilde takip edememekte, bunların neden ve sonuçlarını nesnel ve bütüncül bir şekilde değerlendirememektedir.Bunun son örneği, Balkanlar'da Arnavutluk ve Kuzey Makedonya'ya yönelik olarak alınan basiretsiz kararlarda da görüldü'' diye konuştu. "Kıbrıs konusunda sırf müzakere etmek için masaya oturmayacağız" Kıbrıs müzakereleri konusunda Çavuşoğlu, ''Milli davamız Kıbrıs konusunda sırf müzakere etmek için tekrar masaya oturmayacağımızı sizler huzurunda vurgulamak isterim. Yeni bir süreç başlayacaksa, iki tarafın siyasi eşitliğine ilişkin tüm muğlaklıkların önceden ortadan kaldırılması gerektiğini muhataplarımızın dikkatine getiriyoruz. Doğu Akdeniz'de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye'nin Kıbrıs Adası'nın batısında ve kuzeyindeki deniz alanlarında meşru hak ve çıkarları bulunmaktadır. Ülkemiz bunları korumak için gerekli tedbirleri almıştır, almaya da devam edecektir'' şeklinde konuştu. "Uygur Türkleri'nin hayatlarını barış, huzur ve refah içinde sürdürmelerine önem veriyoruz" Çavuşoğlu şunları kaydetti: ''Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerimiz karşılıklı ziyaret ve temaslarla sürdürülüyor. İhracatımızın çeşitlendirilmesi suretiyle ticaretimizin dengeli hale gelmesini hedefliyoruz. Uygur Türklerinin yaşamlarını barış, huzur ve refah içinde sürdürmeleri, temel insan haklarının gözetilmesi, dini özgürlüklerinin ve kültürel kimliklerinin korunmasına önem veriyoruz. Bu konuları Çin makamları nezdinde gündemde tutuyoruz. Önümüzdeki dönemde bölgeye bir ziyaret gerçekleştirilmesine yönelik plan bağlamında bunun modaliteleri ve kapsamına dair temas ve değerlendirmelerimiz sürüyor." 442cbb8e796f41428635a493e8a1fe79

Dünya liderlerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tebrik

Dünya liderlerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tebrik



Dünya liderleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı telefonla arayarak seçim zaferi dolayısıyla kutladı.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Milorad Dodik ve Demokratik Eylem Partisi Başkanı Bakir İzzetbegovic, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile Gine Cumhurbaşkanı Alpha Conde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı telefonla arayarak seçim zaferi dolayısıyla tebrik etti. Ayrıca, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile eski başbakanlardan Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller de Cumhurbaşkanı Erdoğan'a seçim zaferi nedeniyle tebriklerini iletti. İlker Turak   cc05954c00604e47a3a9d3ddd026999d

4 Ocak 2020 Cumartesi

Krem brule nasıl yapılır?

İpek Bozkurt'tan Krem Brule tarifi...



İpek Bozkurt'tan Krem Brule tarifi...
Krem brule için malzemeler
500 lt süt kreması
1/2 su bardağı süt (125gr)
8 adet yumurta sarısı
2/3 su bardağı şeker (125gr)
1 çubuk vanilya

 

 
Krem brule yapılışı
Fırın 120°C'ye ısıtılır. Vanilya çubuğu uzunlamasına bölünür ve içinin tohumları bir bıçak ile kazınır. Vanilya tohumları ve kabuğu süt ve krema ile birlikte çok yavaş olarak, kaynama noktasına getirilir ve ardından altı kapatılır, 5-10 dk. Demlemeye bırakılır, içinden vanilyanın kabuğu alınır. Yumurta sarıları, şekerle birlikte karıştırılır, üzerine sıcak sütlü krema dökülür ve pürüz bırakmayacak şekilde karıştırılır. Tekli fırın kaplarına doldurulan krem brule kapları tepsiye konur. Tepsinin içine kapların 1/3'üne gelecek şekilde su konur ve fırınlanır. Ortalama 1,5 saat kadar pişirilen krem brule'nin kıvamı hafif titrek ama koyulaşmış olmasından anlaşılır. Buzdolabında en az 3 saat dinlendirdikten sonra, üzerlerine biraz şeker serpilerek ya fırının ızgara ayarında veya pürmüz ile yakıp servis edilir.
 




cfa8960957394346a824803570ac2de3